Bugün, 26 Mayıs 2020 Salı

ÖZEL BİR PROJEYE İMZA ATILDI

Türkiye’de en çok okunan yazarlarından biri olan Mine Sota’nın kitapları hediye edildi.

    İHH Terme Temsilciliği’nin sürekli olarak takip ettiği ve desteklediği ortaokulda okuyan on dört öğrenciye okuma alışkanlığı kazandırmak ve eğitimlerine katkı sağlamak amacıyla, Türkiye’de en çok okunan yazarlarından biri olan Mine Sota’nın kitapları hediye edildi. 
    Kendilerine hediye edilen kitapları büyük bir beğeni ile okuyan öğrencilere asıl sürpriz ise 25 Aralık akşamı yapıldı. 25 Aralık akşamı İHH Terme Temsilciliğinde toplanan on dört öğrenci zevkle okudukları kitabın yazarı Mine Sota ile buluştu.
    Okudukları kitabın yazarı ile tanışma ve sohbet etme fırsatı bulan çocukların heyecanı yüzlerinden okunuyordu. Okudukları kitap hakkında bizzat kitabın yazarı ile sohbet eden çocuklar, okumak ve yazmak üzerine Mine Sota’nın tavsiyelerini dinlediler. Mizah yazarı Mine Sota esprileri ile hem çocukları hem de programa katılan herkesi güldürmeyi başardı.
     “Hayata dair en zorlu anların yaşandığı dönemlerde bile umudunuzu hiç kaybetmeyin. Her zorluğun arkasından bir kolaylık geleceğini unutmayın.” cümlelerine yer veren yazar Mine Sota, buluşmaya katılan herkese duygusal anlar yaşattı. 
    Yaklaşık bir buçuk saat süren etkinlikte İHH Terme Temsilcisi İsa Şahin, “Bu çocuklar ümmete Allah’ın emaneti, onları mutlu görmenin ne büyük bir lütuf olduğunu anlatmak çok zor. Bu mutluluğa bizleri de vesile kıldığı için Allah’a şükrediyoruz. Etkinliğin gerçekleşmesini sağlayan Kitaphane’nin sahibi Yasemin Uysal’a çok teşekkür ediyorum”dedi. 
    Terme Belediyesi Başkan Yardımcıları Kemal Alemdar ve Yasin Çakır da etkinliğe katılarak çocuklara Terme Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın hediyelerini takdim etti. 

                                                                                                                     ********************
    Yıl 1999, tak takk, yer naylon kaplı bir deprem çadırının önü. Ortam ne yaşayan belli, ne ölü. 
    Mine Sota “Öykülerimi yazmaya başladığım ortam ve tarih. Şimdi o anı biraz başa sarıyorum. depremli bir gündü. Hayata uyku molasından sonra devam edeceğimizin garantisi varmış gibi, sabah kalkıp kahvaltı yaparız, sonra da işe güce bakarız deyip yattığımız bir gecenin yarısında kopmuş bir kıyametle, çil yavrusu gibi etrafa saçılmıştık. Artık drama, gerilim, traji-komik, korku, macera, hayatta kalmalı bir film vizyona girmişti ve hepimiz ön sıradan 3D olarak izlemeye başlamıştık. Bu filmin bir jenerik müziği olsaydı anca Bach’la karışık Ciguli falan olurdu.
    Düşün ev yok. Su yok. Yemek yok, sadece yıkık dökük evlerin mutfağında ne kaldıysa o. Yatak yok, yorgan yok, uyku yok. Ne var? Sadece bol miktarda travma ve şok!
    İlk başlarda böyle geçen haftaların sonunda, çok şükür ki yardımlar yağmaya başladı. Onu yemem bunu giymem diyenlerin, ekmek arası peynir ve başkasının terliklerini, hırkalarını, hatta bulaşık leğenlerini bulunca sevinçten havalara uçtuklarına şahit oldu bu gözler.
    Yardımdan ilk çadırımızı aldığımızda, boğazda yalı satın almışız gibi dört köşe olmuştuk. Adetten olduğu üzere çadırı iki dakikacıkta yuvaya çevirivermiştik. Etrafına tahtadan masa ve sıralar yapmalar, plastik ayakkabılık dizmeler, çadırın tepesine anten koymalar, neler neler! Çadırın kapısına “Görümcemi seviyorum.” işlemeli havlu asan bile olmuştu. Hatta teyzenin biri dantelden çadır kılıfı örmeye kalkınca kendisini el birliğiyle durdurmuştuk.
    Sanki hayat hep böyleymiş gibi alıştırdığımız günlerden birinde, kira yardımı yapılacağı müjdesi “Hadi bee! Oh bee!” gibi seslerin yayıldığı çadırların arasında dolaşmaya başladı. Elbette bende bu aniden seratonin salgılayanların arasındaydım ve kira yardımını almak için gerekli evrakları hazırlamaya koyuldum.
    Yardımın yapılacağı yere geldiğimde, onyüzmilyon milyar metre uzunluğundaki kuyruğu görünce, işte sabreden derviş empatisi yapmanın zamanı geldi dedim. Kuyruğun sonundan girdiğiniz de sıra size gelene kadar, o kuyrukta büyüyüp, evlenip, çocukları evlendirip, yaşlanıp ölerek durduğunuz sıraya gömülebiliyordunuz. O derece!
    Sıra bana geldiğinde haliyle tipim biraz kaymıştı. Memura evraklarımı uzattım. Bakındı. Ve şu fantastik cümleyi kurdu:
    “Sağ olduğuna dair evrağınız eksik hanımefendi.”
    Oysaki sağdım. Tamam, pek de ayakta sayılmazdım ama henüz yıkılmamıştım. Resmen sağ olduğumu ispat ettireceğim muhtarımız vefat ettiği için, benim kira yardımının da nur içinde yatması gerekiyordu.
    İşte böyle günümüzü gördüğümüz bir deprem gününde, tırlatarak aklımı korumak maksadıyla yazdığım kısa bir hikayeyi Gerçek Hayat Dergisi’ne yolladım. Ertesi gün aradılar ve her hafta yazmamı istediler. Uzun yıllar Mine Sota köşesinde ve çeşitli edebiyat dergilerinde yazdım. 2006 yılında yayınlanan “siz Adamı Ölmekten Güldürürsünüz” isimli kitabımı diğerleri takip etti. Şu ana kadar toplam da 22 kitabım oldu. Üç neslin okuyabildiği bu kitaplarla yüzleri güldürmeye devam ediyoruz. Kıpkısacık hikayemiz burada sona erdi.”dedi.  
    Programa katılan vatandaşlar ve öğrenciler tarafından büyük bir hayranlıkla dinlenen Mine Sota’nın anlattıkları karşısında dinleyiciler adeta büyülendi. Programın sonunda Yazar Mine Sota kendi yazdığı kiştapları öğrencilere tek tek imzalayarak program son buldu.

Hbr: Murat KILIÇ