Bugün, 8 Ağustos 2020 Cumartesi

Selim EROĞLU


AFYON KALESİ

   Afyon'a gelmişken kalesini ziyaret etmemek olmazdı. Kale, tam şehrin ortasında yer alıyor.


    Afyon'a gelmişken kalesini ziyaret etmemek olmazdı. Kale, tam şehrin ortasında yer alıyor. Buraya aslında doğal kale demek lazım. Var olan 226 metre yüksekliğindeki volkanik bir tepe elden geçirilmiş ve kale haline getirilmiş. 
       Karahisar kalesini ilk önce savunma amaçlı Hititler inşa etmiş, Frigyalılar devam ettirmiş, Selçuklular zamanında Türklerin hâkimiyetine geçmiş, Osmanlılar zamanında önemli bir merkez olmuş. 
       Bütün kalelerde olduğu gibi burası da ilk önceleri, savunma, barınma ve gözetleme amacıyla inşa edilmiş ve kullanılmış. Şimdilerde ortaya çıkış amacının dışında turistik amaçla kullanılıyor. Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış. 
       Kalenin hemen dibinde Selçuklular  zamanından kalma Ulu Camii var. En az kale kadar önemli. Tarihe şahitlik ediyor. Burada ikindi namazımı eda ediyorum.  Caminin dış duvarları taş ve harçla yapılmış. İçinde devasa ağaçlardan direkler var. Tavan tamamen ahşap, yükseklik 5-6 metre. Hadi taş neyse de ağaçların bozulmadan, çürümeden ve de yanmadan günümüze kadar gelmesi beni hayrete düşürdü. Bu tarihi cami neredeyse beş devlet eskitmiş, dimdik ayakta. Müslümanlara hizmet etmeye devam ediyor.
       Ulu Camiden bakınca kale, üzerinize yıkılacak gibi duruyor. En uç burçta dalgalanan Ayyıldız sizi davet ediyor. “Sevdalıysan mazeret aramaz gelirsin” diyor. Ayyıldız'a ulaşmak için çoluk çocuk göğe tırmanmaya başlıyoruz. Zirveye 701 basamak kat edilerek çıkılıyor.  Basamaklar, taştan ve betondan, minareye çıkar gibi çıkıyorsunuz. Kalenin eteklerinde oturma yerleri, çay ocakları yapmışlar. Bir nevi küçük aile işletmeleri. 
       Karşınıza çocuklar çıkıyor. Zirveye ne kadar zamanda çıkarız diye soruyoruz. Çocuklar gözümüzü korkutuyor. “2-3 saatte çıkarsınız abi” diyorlar. Gerçekse vazgeçmek istiyorum. Biraz daha basamak kat ettikten sonra bir çay ocağında su molası veriyoruz. Aynı soruyu buradaki yetişkinlere soruyoruz. “20 dakikada çıkarsınız” deyince ferahlıyorum. İçtiğimiz suların parasını veriyorum. Para üstünü almıyorum. Nasip olur da geri dönersem tekrar  su içerim” diyorum. Davranışım çok hoşlarına gidiyor.
       Basamakları ağır ağır çıkarak zirveye ulaşıyorum. Nefes nefese kalıyorum. Düzlükte, genç birisi mini bir tezgah açmış. Su ve meşrubat satıyor. Parayı gözüm görmüyor. Buz gibi teneke meşrubatı içip ferahlıyorum. Karşılığında 5 tl veriyorum. Helali hoş olsun. İnsanların zor çıktığı yere adam rızkı için tezgah açmış. Anlıyorum ki rızık, mücadele edenindir, tembelin değil.
       Zirveden Afyon mini bir maket gibi gözüküyor. Şehri baştan başa gezmenize gerek yok. Buradan her şey ayan beyan gözüküyor.
       İşletmeci genç, bana rehberlik ediyor. Afyon'u tek tek tanıtıyor. Buradan Afyon ikiye ayrılıyor. Eski ve yeni diye.
       Eski Afyon tamamen kalenin etrafında şekillenmiş. Tarihi evler, çarşılar, hanlar, çeşmeler ve camiler. Hiç birini yıkmamışlar. Adım başı minare. Burası tam bir Müslüman belde diyorsunuz.
   Yeni Afyon, ovaya doğru kurulmuş. Devasa binalar. Bana sorarsanız eski Afyon'u tercih ederim. Daha tarihi ve daha güzel.
       Az ileride Süleyman Demirel'in okuduğu tarihi Afyon Lisesi gözüküyor. Bir yeri tanımak mı istiyorsunuz, yükseklere çıkmalısınız. Yüksekte olanın ufku geniş oluyor. Afyon'u yerden çok gezdim, ama bu kadar tanıyamamışımdır. Şimdi her yeri elimle koymuş gibi bulurum.
       Aşağı inişte, aynı işletmeciyle tekrar konuşuyoruz. Gülerek “suyun hazır abi” diyor. Belli ki bu alış verişten memnun. Parasını peşin ödediğim suyu gönül aydınlığıyla içiyorum. İçtiğim sadece su olmuyor, su ile birlikte yudum yudum Afyon Kalesini içiyorum, ferahlıyorum.
       Bir daha çıkmak nasip olur mu bilmiyorum. Afyon Kalesini gezin görün derim. Ya Nasip!