Seyfi GÜNAÇTI


Akıl Tutulması

Akıl Tutulması


Türk dizileri hakkında kaç yazı yazdığımı hatırlamıyorum. Genelde hayli zamandır televizyon ekranlarında boy gösteren Türk dizilerinin çoğunun toplum hayatı için ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Hatta bir de örnek vermiştim.
    Komşularımızdan bir kadın, gençler için ve toplum için tehlikeli ve zararlı olduğunu düşündüğüm bir Türk dizisinin müptelâsıydı. Hatta bizde diziyi izlerken reklama girildiğinde yanındaki torununa, “Haydi kızım gidelim. Dizi başlayana kadar eve yetişelim” demişti. 
    Ona, “Gördüğüm kadarıyla diziyi büyük bir ilgiyle seyrediyorsun. Senin gelinin var, kız torunun var. Bu dizideki karakterlerden hangisini torununa örnek gösterirsin?” diye sorduğumda, “Hiç birini örnek göstermem. Torunumun onlar gibi olmasını hiç ister miyim?” demişti. Demesine demişti ama yine de diziyi seyretmekten kendini alamıyordu.
    Bir yazarımız (Mustafa Sabri Beşer) konu ile ilgili olarak “Son yıllarda oldukça garip bir duruma büründük. Eleştirdiğimiz ne kadar şey varsa onları yapıyoruz. İşin en ilginç yanı da bunun yanlış olduğunu bile bile yapıyoruz” diyordu. 
    Şubat ayında gazetelerde bir Japon bilim adamının Türkler ve Türk dizileri hakkında söyledikleri haber oldu. Hem gazetelerde hem de internet sitelerinde konuya dair haberler yayınlandı. İşte onlardan ikisi:
    *“Türkiye'nin haline bir Japon ağlıyor” (Yeni Mesaj, 25.02.2019)
    “Türkiye'nin korkunç bir noktaya geldiğini artık yabancılar dahi dillendiriyor.”
    * “Japon Bilim Adamı Kalyo Yasuo: Türkler Çok Garip” (TechWorm, 27.03.2019)
    Ne demiş Japon bilim adamı?
    “3 yıldır Türk kültürünü inceliyorum. Bir şey çok korkunç, diğeri çok garip. Korkunç olan Batı, bir ülkeyi savaşmadan yok ediyor. Ülkede 3-5 dizi hariç hepsi Türk din ve geleneğine ters. Garip olan ise, herkes bunu biliyor ama yine de izliyor. Anne-baba ise çocuğu ile izliyor. Hayret...”
    Gerçekten garip değil mi?
    Yoksa bir 'akıl tutulması' mı yaşıyoruz?
    Bizim bilim adamlarımızın, sosyologlarımızın, aydınlarımızın görmesi gerekenleri, bir Japon görmüş. Aydınlarımızın söylemesi gerekenleri, bir Japon söylüyor. Peki, bizim aydınlarımız ne iş yapıyor? Sosyologlarımız hangi toplumsal konuyu araştırıyor?
    Japon'un adını bazıları Kaio, bazıları da Kalyo olarak yazmışlar. Bu, Japon alfabesinin hatalı okunmasından kaynaklanmış olabilir.
    İsmi google'a yazıp internette aradığınızda karşınıza bu isme ait bir bilgi çıkmadığı yazılı. Bu da Japoncanın doğru çevrilmemiş olmasından mıdır acaba? Fakat konuya ait haberlerde kişinin fotoğrafına da yer verilmiş. Böyle bir bilim adamı var mı yok mu? 
Önemli olan, ortaya konulan gerçeklerdir.
İçinde bulunduğumuz garip durum bir Japon'u bile hayretlere sevk ediyor. İki cami arasında kalmış beynamaza döndük adeta. Yanlış olduğunu biliyor ama yine de yapıyoruz. Sohbetlerimizde genellikle televizyonun ve televizyon programlarının zararlarından bahsederiz. Sağcısı da solcusu da şikâyetçidir durumdan. Ama gelin görün ki nedense şikâyetçi olduğumuz diziler reyting rekorları kırıyor.  Ne yazık ki izlediğimiz dizilerin bizden götürdükleri, getirdiklerinden daha fazla. 
Gitgide yozlaşan ve değerlerinden uzaklaşan bir toplum olduk.
Özellikle gençlik dizilerinin toplum üzerindeki olumsuz tesiri yoğun bir şekilde hissedilmekte.
Her türlü ahlaksızlığın normalmiş gibi işlendiği diziler bizi geleneklerimizden, aile yapısından uzaklaştırmakta. Şiddet ve şehvet unsurunun sıkça kullanıldığı diziler, her yaştan insanın izlediği bir hâl almış durumda. Televizyonlardaki diziler tek tek incelediğinde durumun vahameti tüm açıklığı ile ortaya çıkacaktır. 
Kaio Yasuo'nun dediği gibi, “Batı, bir ülkeyi savaşmadan yok ediyor.”
Dikkatli olalım. Milli ve manevi değerlerimizi koruyalım.