Bugün, 7 Mart 2021 Pazar

Seyfi GÜNAÇTI


Atasözleri

Atasözleri


 

Atasözü, adı üstünde ‘ataların sözü.’ Öğüt niteliğindeki hikmetli sözler. “Geçmişten günümüze gelen, uzun tecrübelerden faydalanarak öğütler veren, toplum tarafından benimsenmiş kısa ve özlü sözlerdir” diye tanımlanmış.

Geçenlerde sosyal medyada birisi dört tane Japon atasözü paylaşmış. Bizim için de değer verilecek sözler:

*Senin değilse alma.     

*Doğru değilse yapma.

*Gerçek değilse söyleme.

*Bilmiyorsan sus.

Paylaşan kişi, sonra da doğru bulmadığı bize ait bazı atasözlerine yer vermiş. Bir bakıma, “Bir Japon atasözlerine bakın, bir de bizimkilere! Japonların sözleri karşısında bizimkilere atasözü mü denir?” demek istemiş. İşte bizden örnekler:

*Bal tutan parmağını yalar: Bu sözü kötüye yoranlar, “Devletin önemli makamlarına gelenler, büyük ihaleler alanlar ondan meşru olmayan kazançlar elde ederler” anlamında kullanmışlar. Bu anlama gelmekle beraber bu sözü olumlu yorumlamak da mümkün. “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” anlamına da gelir. Yani “zahmetini çeken rahmetini görür” gibi bir ifade.

*Devletin malı deniz, yemeyen keriz:  İşte buna tahammül edemem. Bu bir atasözü değildir, olsa olsa hırsızların sözüdür. Asıl anlamında kullanılmakla birlikte; çalıp çırpan, yolsuzluk yapan devlet memurlarının nasıl bir anlayışa sahip olduğunu anlatmak için de kullanılır.

*Üzümü ye bağını sorma:  Bence iyiye de kötüye de yorumlanabilecek bir söz. Kötü tarafını zaten herkes biliyor. “Ne bulursan, nerede bulursan ye. Haram mı helal mi sorma!” demektir. İyi tarafına gelince; ev sahibi sana üzüm ikram etmiş. Üzümü beğenmişsin, ev sahibine memnuniyetini ifade etmek istiyorsun. “Ne tatlı üzüm! Bu hangi bağın üzümü?” diye soruyorsun. Bunda bir kötülük var mı?

*Göz hakkı: Yanlış mı? Bir grup yolun kenarına oturmuş. Nefis yemekler, çeşit çeşit meyveler sofrada. Yoldan bir gariban geçiyor, gruba “afiyet olsun” diyor. Şimdi burada göz hakkı yok mu? “Adam soframızı gördü. Belki de canı çekmiştir” diyerek ona bir elma, bir salkım üzüm vermek gerekmez mi?

*Yeşilin haramı olmaz. Bu sözü kabullenemem. Ben incir ağacını dikmişim, yetiştirmişim. Meyvesini toplayıp pazarda satacağım. O para ile eve gaz, tuz, ekmek alacağım. Ağacın yanına varıyorum ki benden önce birisi gelip inciri toplamış! Hem de kimse çıkmasın diye ağacın beline dikenler sardığım halde. Oldu mu şimdi?

*Bana değmeyen yılan bin yaşasın:  Elbette bu, Müslüman’a yakışan bir söz olamaz. Çünkü bu konuda kesin hüküm var, Peygamber Efendimizin (SAS)hadisi var: “Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalben buğzetsin. Ki bu, imanın en düşük derecesidir.

*Güzele bakmak sevaptır: Bu da bize ait bir söz değildir. Buna atasözü de denemez. Kadınlara bakmanın sınırı, dinimizce belirlenmiştir. Bu sınırın dışına çıkan, günah işlemiş olur. Bazıları bu sözün yanlış kullanıldığını, doğrusunun “Güzel bakmak sevaptır” şeklinde olduğunu söylerler.

*Buldun bir aş yanaş, buldun bir iş sıvış. Bu da bize uymaz. Tembelliğe ve sorumsuzluğa yönlendiriyor. Yardımlaşmayı ve dayanışmayı öldürüyor.  Görev bilincini yozlaştırıyor.

Japon atasözlerine gelince; onları da önemsiyorum. Ahlâkî öğütler olarak kabul ediyorum. Ancak dinimizde, örfümüzde onların her birinin çok daha güzel karşılıkları vardır. Âyet olarak vardır, hadis olarak vardır ve atasözleri olarak vardır. İşte ikisine örnek:

* Elinle koymadığını alma. (Hacı Bektaş Veli)

*“Bilmiyorsan sus”un karşılıkları: “Bilmediğin şeyin ardına düşme” (Ayet).  “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da sussun.” (Hadis, Tirmizî). “Söz gümüşse sükût altındır.(Atasözü)

Bizde karşılıkları var diye Japon atasözlerini de kulak arkası etmiyorum.