Bugün, 28 Eylül 2020 Pazartesi

Zeki ORDU


BİTLİS'TE BİR MİNARE

BİTLİS'TE BİR MİNARE


    Her şehir kendi içinde bir dönüm noktasıdır. Her şehir bir özelliği ile unutulmazlar listesinde yer alır.
    Bir şehri şahsi olarak özel yapan pek çok unsur vardır. 
    Kişilerin kendi topraklarından bir sebeple çıkıp, ilk yerleştikleri her şehir onlar için özeldir. Yatılı bir okul, askerlik, ilk atama, gelin olarak başka bir ile gitmek, iş bulup çalışmak vs…
    Her ne suretle olursa olsun “o şehir” bazı kişiler açısından bir “gönül sızısı” olarak kalacaktır.
    Mevzuyu uzatıp dağıtmadan meramımıza geçelim.
    Bugünkü şehrimiz Bitlis.
    Bir Karadenizli olarak, günün birinde uzun süre bu şehirde yaşayacağımı bilemezdim. Kader için malum, bizim için meçhul bir istikbalin neticesinde yolumuz Bitlis ile kesişti. Giresun'un Tirebolu ilçesinde beş sene görev yaptıktan sonra atandım Bitlis'e.
    O zamanki adı “Bitlis Erkek Öğretmen Lisesi” olarak bilinen okula atandığımda; yeni öğrencilerim, yeni meslektaşları ve dışarıda yeni vatandaşlarla tanışacaktım.
    Okulun yatılı olması dolayısı ile “veli” denilen kişilerle karşılaşma ihtimali yok denecek kadar azdı. Çünkü okul yatılı olduğu için öğrenciler de çevre illerden yani tabiri caizse topraklarından ayrılıp gelmişlerdi.
    Yatılı okulda öğrenci olmak!
    Bunu benim izah etmem çok zor.     Çünkü yatılı okumadım. Bu konuda söz söylemek ise haddi aşmak olur ki bütün yatılı öğrencilere saygısızlık olur.
    Damdan düşenin hali damdan düşen bilir misali biz onları anlayamayız; ancak anlayamadığımızı anlayabiliriz.
    Düşünün daha yeni reşit olmuş, akranları kendi illerinde veya ilçelerinde sabah evden çıkıp, akşam evine geliyor. İstese okula gitmeyebiliyor. Okul dışı zamanlarını kendi imkânlarına göre geçirebiliyor. Arkadaşlarıyla gezip, tozup eğlenebiliyor.  Akşamlar yoklamaya tabi tutulmuyor. Televizyonda bulunan programları saat tahdidi olmadan seyredebiliyor. Hafta sonlarında mahalle maçları veya piknik yapabiliyor…
    Kısaca “hürriyet” denilen mefhumu kendi imkânlarıyla yaşayabiliyor.
    Peki ya yatı okul öğrencisi ne yapabiliyor?
    Şu saatte sınıflarda, şu saatte etütte, şu saatte yemekhanede, şu saatte yatakhanede…
    Saati kim belirliyor?
    Belirlemesi gerekenler. Aslında bu “gerekenler” sınıfındakilerde memnun değil bu işten. Ancak vazife ve kurallar…
    Burasını geçelim.
    Yiyecekleriniz bunlar, yatacağınız yer burası,  etütler şu sınıflarda, teneffüs saatlerinizi ve boş zamanlarınızı “size bildirdik” emri ile sınırları çizilmiş gurbet çocukları.
    Ne düşündüğü sorulan, ne de konuştuğu dikkate alınan insanlar.
    Biyolojik varlık olarak görülen,  taşıdığı kalbin sadece kan pompaladığı sanılan, ama “gönül” diye bir şey taşıdığının farkına varılmayan kişiler.
    İşte o okulda “gönül” sahibi olduğunu bildiğim onlarca öğrencim oldu. Yani, Bitlis erkek Öğretmen Lisesinde.
    Gönülleri sevgiyle dolu,  saygıyla destekli, insani değerlerle yoğrulmuş ve “içe akan gözyaşlarıyla” yoğrulmuş güzel öğrencilerim oldu. 
    Onları; altın, mücevher gibi sıradan şeylere benzetemem. Çünkü öğrencilerimin değerleri bütün ölçü aletlerinin acz içinde kaldığı bir değere sahip.
    Ben onları “gönül” ile görmeye çalıştım.     Çünkü karşımda “yüce gönüllü” istikbali inşa edecek kişiler vardı.
    Şimdi ülkenin muhtelif yerlerinde gönüllerini emekleriyle birleştirip mesleklerini icra eediyorlar. 
Selam olsun Bitlis'e. O yüce gönüllü öğrencilerime. Ve onlara bir şeyler öğretmeye çalışan meslektaşlarıma.
    Kusurumuz olduysa affola…