Selim EROĞLU


ÇAY 2 LİRA; KALEM YOK

ÇAY 2 LİRA; KALEM YOK


    Bir arkadaşımla sözleşmiştim. Pastanede  buluşacaktık.
    Söz verdiğim üzere buluşma yerine geldim. 
    Burası, evimin hemen yakınında, oldukça işlek bir yer.
    Nezih bir ortam ve hizmet üst seviyede.
    Çok sık uğradığım bir mekan.
    Çalışanlarla birbirimize aşinayız. Ben onları, onlar da beni tanıyorlar. Kırk yıllık ahbap gibiyiz.
    Adetim olduğu üzere, zamanı boşa geçirmeyeyim diye evden çıkarken yanıma birkaç gazete aldım.
    Yanıma aldığım gazetelerin ekserisini evde okumuştum.
    Her zamanki gibi boş bir masada yerimi aldım. Çayımı söyledim. Çalışanlarla merhabalaştım.  Mutat olduğu üzere beni tebessümle karşıladılar. Ben de misliyle mukabelede bulundum.
    Beklediğim arkadaş henüz gelmemişti. Ortamda sohbet edebileceğim aşina bir yüze de rastlamadım.
    Bekleme süresini nasıl değerlendirebilirim diye düşündüm.  Daha önceden okuduğum gazetelerin bulmacalarını çözmeye karar verdim.
     Bu arada bir çay daha söyledim.
    Bulmaca çözmek için çayın yanı sıra çalışandan bir de kalem rica ettim.     Hiç düşünmeden bir çırpıda  ''kalem yok'' deyiverdi.
    ''Nasıl olur,  koskoca müessesede ufak bir kalem olmaz mı? Hem işim bittikten sonra iade edeceğim'' diye kısmen ısrarcı oldum.
    Bu sefer , ''var ama bana lazım'' demesin mi?
    Diğer bir çalışana yöneldim.  O da hemen hemen aynı cevabı verdi: '' Var ama bana lazım.''
    Biraz sesimi yükseltmiş olmalıyım ki,  ilk defe gördüğüm bir çalışan: ''kalem olmaz olur mu abi, ne demek yok, hemen getiriyorum'' diyerek   hadiseyi tatlıya bağlamaya çalıştı.
         Bu sefer , ''kalem yok'' diyen çalışan '' kurşun kalem olur muydu'' diye alternatif çözüm yolları üretme cihetine gitti.
    '' Kalem olsun da nasıl olursa olsun, alt tarafı bir bulmaca çözeceğim'' dedim
    Kalemim  geldi. Biraz gerilmiş vaziyette bulmacaları çözdüm. Bu arada beklediğim arkadaşım da geldi. Yeterince sohbet ettikten sonra kalktık. Hesabı ödemek üzere kasaya yöneldim. 
    Bulmaca çözdüğüm kurşun kalemi teşekkür ederek   kemal-i edeple iade ettim.
    Bu arada bardağı iki lira olan çayların biri gidiyor, biri geliyordu.
    Helali hoş olsun, hesap bir hayli kabarık geldi. Hesabın toplamıyla birkaç düzine tükenmez kalem alınabilirdi. Sürpriz değildi ve herhangi bir itirazım da olmadı.
        Niyetim kalp kırmak değildi.  Hesabı ödedikten sonra kasiyere ve çalışana:
    ''Burası koskoca bir müessese. Siz de rızkınızı buradan temin ediyorsunuz. Ne olur, kalem isteyen müşteriye 'yok' demeyin. Kaleme ihtiyaç duyan ve sayıları gittikçe azalan  bu tür müşteriler için kalem bulundurun'' demek mecburiyetinde kaldım. 
    Ne deseler beğenirsiniz:
    ''Kalem bulunduruyoruz ama alan gidiyor. Müşterilere kalem dayandıramıyoruz.''
    Müşterilerin suçlanmasını kabullenemedim, itiraz ettim.
    ''Öyle bile olsa kalem yok cümlesini kullanmayın'' dedim.
    Belki faydası olur diye bir düzine tükenmez kalem alıp hediye edeceğime dair söz verdim.
    Kalem demek kültür demek, medeniyet demek, insani ilişkilerin, sosyal nizamın anahtarı demek. Kalem demek, bir cemiyetin gelişmişlik seviyesi demek.
    Kalem yok deyip alelade geçiştiremeyiz.
    Kalem yoksa çayın, kahvenin ,  sohbetin… ne hükmü kalır?