Zeki ORDU


CIZLAVET

CIZLAVET


    Bazı şeyleri yeni nesle anlatmak çok zor.  
    Hayatın içine girmiş, hatta bir parçası olmuş o kadar şeyi ardımızda bıraktık ki bunları yeni nesle anlatmakta güçlük çekiyoruz. Seni bir “masal” gibi bile dinlemiyor.     Ya yanlış söylediğimizi sanıyor ya da uydurduğumuzu.
    Bir ara öğrencilerime liseyi bitirene kadar köyümüzde elektrik yok demiştim de bana “Peki televizyon nasıl izliyorsunuz” demişlerdi. Televizyonun ülkede yayına geçmediğini ise anlatamadım. Bir sınıf öğrenci beni kendileriyle alay ediyor sandı.
Sahi niye anlatamıyoruz?
    Yeni nesil birer “mankurt” olmuş sanki. 
Ne geçmişten haberdar, ne gelecek dertleri var. Varsa yoksa yaşanılan an. 
    Bazen öyle istekleri oluyor ki birkaç saat içinde gerçekleşmezse bunalıma giriyorlar.
    Şimdi onlara “cızlavet ayakkabı” hakkında bilgi versek,  yine inanmayacaklar. Daha doğrusu inandıramayacağız. Olsun. Ben yine yazayım da belki yaşı yarım asrın üzerinde biri okursa “Hah tam da böyleydi” der ve “Ne günlerdi o günler” diye yarı hüzünlü bir eda ile maziyi hatırlar.
    Bundan yarım asır önce “iskarpin” denilen deri ayakkabılarla; daha tanışmadan önce “Gara lastik” diye ifade ettiğimiz bazı yerlerde “Korgan ayakkabısı” bazı yerlerde de “Trabzon lastiği” şeklinde bilinen ayakkabılar giyerdik. 
    Deri ayakkabıları memurlar ile hali vakti yerinde olanlar giyerdi. 
    Özellikle köylü taifesi ve gelir seviyesi düşük kişiler ne kumaş elbise ne de iskarpin giyebilirdi. Bunları sadece damat olduğunda giyme şansına sahipti.
    Zamanla siyah lastik ayakkabıların yanında çeşit olarak “naylon” ve “cızlavet” adı verilen ayakkabılar da piyasaya çıktı. Naylon ayakkabılar daha çok kadınlar için yapılıyor ve muhtelif renkte olabiliyordu. Cızlavet ayakkabılar ise dış görünüşü bakımından bugünkü rugan ayakkabı benzeri ama aslı lastik olan bir yapısı vardı. İçi de ince bir keçeyle kaplıydı. 
    Cızlavet ayakkabı giymek biraz sükseli gösteriyordu insanı. Yahut biz öyle sanıyorduk. Özellikle top oynarken ayağımızdan çıkarıyorduk. Çünkü diğer lastik ayakkabılardan daha az dayanıklıydı. Sadece onlarda daha fazla albenisi vardı.
    Zaman ilerledikçe hem “Gara lastik” hem de “Cızlavet” hayatımızdan çekildi. Yerini önce iskarpin denilen deri ayakkabılar; şimdi ise “spor ” ayakkabılar aldı.
    Belli yaşın üzerindekiler bu zamanları hatırlayınca içinden bir şey kopar. Yaşanılan zorluklar, yokluk,  bilgisizlik adına ne derseniz deyin ardımızda kaldı da aklımızdan çıkmadı.     Bunları ise yeni nesle anlatamadık. 
Olsun.
    Biz yaşadıklarımızı unutmayız. Şayet unutursak bize ya sonradan görme derler, ya da başkalarına tepeden bakan.
    Tepeden her zaman bakılmaz. Atalarımız “Her kemalin bir zevali vardır” demiş.  Bir şeyin başı varsa ayağı da vardır. Ve o ayaklar başı taşımak içindir.
    Siz yine de başınızı serin ayağınızı sıcak tutun. Giydiğiniz ister iskarpin isterse cızlavet olsun fark etmez.