Bugün, 14 Temmuz 2020 Salı

Mehmet TÜRKAN


ÇOCUKLARIMIZ SINAVLARDAN DAHA ÖNEMLİ

ÇOCUKLARIMIZ SINAVLARDAN DAHA ÖNEMLİ


    Daha önce de bir başka sınav vesilesi ile bir kez daha yazdığım ve 20 Haziran da yapılan LGS sınavı ve 27 28 Haziran ‘da yapılacak TYT ve AYT Sınavı vesilesi ile yeniden kaleme almak istiyorum. Önce ortaokul mezunu olan çocuklarımız iyi bir lise için LGS liseyi bitiren çocuklarımız ise hayallerini süsleyen bir meslek sahibi olabilmek içen TYT ve AYT sınavlarına girecekler. Bu vesile ile hem bir öğretmen hem de veli olmamız dolayısıyla bizler de en az çocuklarımız kadar heyecanlı ve tedirgin olduk. Binaların önünde elimizde dua kitapları dualar ettik ya da en azından gönlümüzden dualar geçirip akşamdan Fetih sureleri okuduk, okuyoruz.
    Bilelim ki bu çocuklar iyi bir lise veya bir üniversiteyi kazanmakla her şeyi elde etmiş olmuyorlar. Kaybetmekle de her şeyi kaybetmiş olmuyorlar. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Onların ne emeklerle büyütüldüğünü biliyoruz. Hepimiz onların iyi bir eğitim görmesini ve iyi bir meslek sahibi olmasını istiyoruz. Bunun gerçeklemesi için de elimizden geleni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz.
    Bizim inancımızda “tevekkül” diye bir kavram var. O bizim için ölçü olmalı. Yani biz elimizden gelen her şeyi yapacağız, bütün gayretlerimizi başarmak için sarf edeceğiz. Gerisi Allah’ın takdirine kalmış. Sınavı kazanmak her şeyin güzel olduğu anlamına gelmediği gibi kaybetmek de hayatın sonu değil.
    Çocuklarımız, can parçalarımız sınava girerken onlara “Bak bizim ne yaptıklarımızı gördün ona göre. Ne kadar para harcadık. Dişimizden, tırnağımızdan artırıp, yemeyip, yedirdik, giymeyip giydirdik. Senin için ne paralar harcadık. Sakın kazanmadan gelme. Bu sınavı mutlaka kazanmalısın. Filancayı geçmelisin. Filancanın çocuğu senden iyi yapıyormuş, onu geçmelisin. Bu sınav hayat memat meselesi…” gibi onları umutsuzluğa ve tedirginliğe, gerginliğe götürecek sözlerden kaçınmalıyız. Böyle yaparsak kaş yapayım derken göz çıkarabiliriz.
    Bu yapılan sınavlar bir eğitim aşamasının giriş kapısıdır. Ancak unutmamız gereken bir şey var sınava giren de bizim çocuğumuz. Onlara “Sen başarılı olsan da olmasan da bizim için önemlisin. Sınavdan önce sen gelirsin” demeliyiz veya bunu hissettirmeliyiz.
    Dünyada başarılı olmuş, para kazanmış, bir yerlere gelmiş insanların büyük çoğunluğu üniversite okumuş insanlar değil. Rızk sadece üniversite kapısında da değil. Sadece üniversite okuyanların karnı doymuyor.
    Evet, her türlü gayreti sarf edelim ama bu işe hayatın sonu gibi bakmayalım.
    Geçenlerde eğitim fakültesinin az kontenjanı olan yani öğretmen alımı çok az olan bir öğretmenlik bölümü bitirmiş genç öğretmen arkadaşımızla konuşuyordum. Okulumuzda öğretmeni olmayan derslerimize giriyordu. Ona moral olsun diye “İnşallah asil öğretmen olarak atanır sonra da bizim okula gelirsin.” dediğimde, “Benim öğretmen olmam çok zor çünkü bizim bölümden çok az öğretmen alıyorlar. Ben en az 95 almalıyım ki öğretmen olayım.” diyordu. Bu da işin başka bir acı tarafı.
    O öğretmenimiz de daha önce bu sınavlara girmiş sınavları kazanmış fakülte bitirmiş. Ama gel gör ki öğretmen olmayı veya başka bir bölümü bitiren çocuğumuz için iş sahibi olmayı zor bir hayal olarak görüyor. Hâlbuki ona verilen diplomada onun öğretmen veya mühendis olduğu, iktisatçı olduğu...vb olduğu yazıyor. Demek ki sınavların sonunda bir yerleri kazanmak, yerleşmek her şeyin güzel olması değil. Sonunda yine işsiz güçsüz dolaşan binlerce gencimiz de var.
    Tekrar başa dönüyorum. Bizim çocuklarımız sınavlardın daha önemli. Bu sınavları bir geçiş kapısıdır ama son kapı değildir. Çocuklarımıza her zaman ve şartta onun yanında olduğumuzu, sınavı kazansa da kazanmasa da bizim için kıymetli olduklarını hissettirmeliyiz. Her şartta onu sahiplendiğimiz söylemeliyiz. Sınavı kazanmanın veya kaybetmenin çok önemli olmadığını onlara anlatmalıyız.