Bugün, 1 Aralık 2020 Salı

Ahmet SEZGİN


DEPREM ÜZERİNE MUHASEBE

DEPREM ÜZERİNE MUHASEBE


 

     İzmir'de geçen hafta gerçekleşen 6,6 şiddetindeki depremle ülkemiz çok büyük bir felaket ve acı yaşadı. Çoğu zaman üzüldük, kahrolduk acı haberlerle. Bazen de 65 ve 91 saat sonra deprem enkazının altından kurtarılan üç yaşındaki Elif ile Ayda bebeklerin kurtarılma görüntüleri hepimizi çok büyük sevinç ve şükre gark etti. Kimileri bilinçsizce alkış tuttu; şuurlu Müslümanlar ise “Elhamdülillah, Allahuekber, sübhanellah, maşallah” gibi sözlerle şükrünü ifade etti.

     Öncelikle deprem afetinde vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet; yaralılara şifalar niyaz ederim. Yakınlarını kaybeden, evleri yıkılıp zarar görenlere Allah sabırlar versin. Rabbim beterinden korusun.

     Peki, bir deprem ülkesi olan ülkemizde yaşadığımız depremlerden gerekli dersleri çıkarıp samimi ve gerçekçi bir muhasebe yapıyor muyuz?

     Deprem sonucu binlerce evin arasında az sayıda binanın yıkılmasıyla yüzden fazla vatandaşımızın ölmesine sadece “kaza” mı, “kader” mi diyeceğiz yoksa ihmal, tedbirsizlik, yolsuzluk, cehalet nedeniyle “cinayet” mi diyeceğiz?

     Bu binalar yapılırken mevzuata ne kadar uyuldu? Bu binalara kimler hangi saiklerle ruhsat verdi? İhmal veya yolsuzluk yok muydu? Depremle birlikte yıkılan, altında yüzlerce insanın ezildiği binaların projesi, mühendislik, işçilik, malzeme kalitesi hangi seviyedeydi? Bu korkunç cinayetlerin, tedbirsizliklerin bedelini kimler ödeyecek? İhmali olanların yargılanıp sorumluların gereken cezalarla cezalandırılması gerekmez mi?

     Uygunsuz zeminlerde yapılan sağlam olmayan binaların deprem sonucu yıkılmasını, can ve mal kayıplarını sadece “takdir-i ilahi” diyerek değerlendirmek, tedbir almayarak sadece tevekkül etmek, felaketlerden ders çıkarmamak akıl ve ilme de, insanlık ve Müslümanlığa da aykırıdır.

     Medya, 24 saat boyunca arama ve enkaz kaldırma çalışmalarına yer verirken bu vahim olayın, yıkım ve ölümlerin asıl sebeplerine, görülmeyen enkazlara da yer vermeliydi. 80-90 saat sonra masum çocukların enkaz altından sağ kurtulma haberlerinin sevinciyle acı gerçekler, sorumlu ve suçlular gölgede bırakılmamalı.

     Daha kaç yerde kaç büyük depremi yaşayacağız bu büyük ihmallerden, tedbirsizliklerden ders alabilmek için? Ne zaman “medeniyet şehirciliği”ne geçeceğiz? Deprem konusunda da bir “bilim kurulu” oluşturmayı akıl edecek miyiz? Herkesin müteahhit olmasına müsaade edecek miyiz? Gayrimenkul üzerinden sağlanan korkunç rant düzenine son verebilecek miyiz? Bilime, şehir ruhuna, mimari estetiğe uygun bir “kentsel dönüşüm”ü gerçekleştirebilecek miyiz? Deprem öncesi depreme dayanıklı binalar yapma, eğitim, denetleme başta olmak üzere her türlü tedbirleri alabilecek miyiz?

     Yer altındaki fay hatlarının çatlamasıyla oluşan tabii depremler mi daha büyük ve sarsıcı yoksa kent ve sosyal hayatımızdaki fay hatlarının, ahlaki değerlerin, sosyal kirişlerin, manevi duvar ve harçların, akıl ve vicdan kolonlarının çatlamasından kaynaklanan depremler mi?

     Allah'ın Kur'an'ında ifade ettiği gibi haykıralım: “Feeyne tezhebün” (Nereye gidiyorsunuz?)