Bugün, 28 Eylül 2020 Pazartesi

Yılmaz İMANLIK


GENÇLERİN POPÜLİZMLE İMTİHANI

GENÇLERİN POPÜLİZMLE İMTİHANI


Popülist hayatlar
Geçen gün küçük kızım, “Baba bu yaz İzmir'e gidelim mi?” diye sordu. Şaşırdım.
“Durup dururken İzmir'e niye gidelim ki kızım?” dedim.
“Orada dans okulu varmış, ben dans okuluna yazılacağım.” dedi.
“Haydaaa! Bu da nereden çıktı kızım?” dedim.
         “Ben kararımı verdim, dansçı olacağım.” dedi. 
           Bak sen bizim ufaklığa! Hâlbuki daha düne kadar doktor olmak istiyordu.

Ondaki bu karar değişikliğini pek yadırgamadım aslında. Bu, sadece benim kızıma has bir durum değildi. Günümüzde birçok çocukta kısa yoldan hayata atılma, popüler olma, emek harcamadan para kazanma sevdası vardı maalesef. 
Teknolojinin, özellikle sosyal medyanın bütün kolları artık hayatımızın en ücra köşelerine bile uzanıyor. Özellikle iradesine hakim olmakta zorlanan gençlerimize sanki sadece zevk ve eğlenceden oluşan çılgın bir yaşam tarzını empoze ediyorbu kollar. Her akşam hayatımızın bir parçası haline gelen TV dizilerindeki oyuncuların, magazin basınındaki sanatçıların şatafatlı hayatları gençlerimizi adeta hipnotize ediyor. Özellikle kendi yaşıtlarının çok popüler olduğunu, istedikleri her şeye kolayca sahip olduğunu gören gençlerimiz, hayatın aslında kolayca kazanılabileceği yanılgısına çok kolay kapılıyor. 
Her şeyini,hayranı oldukları sanatçıya ya da gruba uyarlamaya çalışıyorlar. Kılık kıyafetlerinden, şapkalarından, takılarından tutun da konuşmalarına ve hareketlerine varıncaya kadar onlara benzemeye çalışıyorlar. Kızımın internetten sipariş verdiği tişörtü, takıları ve bilumum incik-boncukları görünce benim tanımadığım ne şarkıcılar ve gruplar varmış demekten kendimi alamadım doğrusu.
Popüler insanların ışıltılı dünyası yalancı bir mıknatıs gibi çekiyor maalesef gençlerimizi.  Günümüzde o çekim gücüne karşı koymak için sağlam bir irade ya da sağlam bir aile terbiyesi gerekir. O popüler insanların kaç tanesinin hayatı mutlu sonla bitiyor ki? Az mı duyduk, bir zamanlar yaşantılarına gıpta ettiğimiz insanların sokaklarda, çöp evlerde ya da huzur evlerinde sessiz ve yalnız bu dünyadan göçüp gittiklerini?

Yazar Olacak Çocuklar
Geçenlerde bir öğrencim, “Hocam ben bir kitap yazdım, birlikte bakabilir miyiz?” dedi “Hıı…kitap yazmak… Aferin, hadi bakalım.” dedim. “Hocam yalnız ben wattpadda yazdım, bilgisayarda bakmamız gerekiyor.” dedi. 
Önce bu öğrencime ne kadar kitap okudun diye sormam lazımdı. Öte yandan kitap, eline kağıdı kalemi alıp şöyle karalaya karalaya, kağıdın kokusunu duya duya, düşüne düşüne yazılmaz mıydı?
Maalesef çocuklarımız, daha lise sıralarında iken wattpadda kendilerine göre kitap yazan, kendilerine yazar diyen, kitap fuarlarında peşlerinde uzun kuyruklar oluşmuş, onlar için çığlıklar atan gençleri görünce onlar gibi olmak istiyorlar.
Bir kitap yazmak için kaç kütüphane devirmek lazımdır?Kaç kitabın tozlu sayfalarında kaç gece yıldızlarla nöbet tutarak sabahlamak gerekir?  O büyük yazarlar yastık niyetine hep kitaplara sarılmamış mıdır? 
Halbuki suya yazılan satırlar gibidir onların yazdıklarının çoğu. Kısa zamanda kolay bir şekilde yok olup gider. Birileri onların sırtından yeteri kadar para kazandıktan sonra suyu sıkılmış limona döner bunlar. Gençlerimiz tabi ki kitap yazsın ama önce yeterli bilgi birikimi ile donanıp yazdıklarının da içini doldurmalılar. Bunun için çok kitap okumalılar çoook!…
Kolay elde edilen şeyler, elden kolay çıkar. Eskiler hangi şartlarda okuduklarını, hayatlarını nasıl zorluk ve yoklukla kazandıklarını hep anlatırlar ve şimdiki çocukların ne kadar şanslı olduğunu söylerler. Kalıcı şeyler elde etmek için emek vermeli, alın teri dökmeliyiz değil mi?  (Devamı Haftaya)