Bugün, 28 Eylül 2020 Pazartesi

Zeki ORDU


GÖNLÜNDE KAL TÜKİYE

GÖNLÜNDE KAL TÜKİYE


    Sağlık, güvenlik,  eğitim ve maneviyat bir ülkenin en önemli unsurlarındandır.  Çünkü “Ayakta kalmak için hayatta kalmak” gerekiyor.
    Bazen fertler, bazen cemiyetler, bazen ülke veya ülkeler bir felakete maruz kalabilirler. Ferdi musibetler ve acılar genelde “Ateş düştüğü yeri yakar” sözüyle adlandırılırken; ülkenin her hangi bir yerinde olan” Tabiî afet” diye adlandırılan vakalar bir bölgeyi ilgilendirir. 
    Milletimiz ezen beri yangın, deprem, sel, kuraklık ve buna benzer tabiî afetler yaşamıştır.  Yine sıtma, kolera gibi salgın hastalıklara maruz kalmış ve ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belli olmayan “Terör”  ülkemizi mütemadiyen meşgul eden olumsuzluklar arasında yerini almışlardır.
    Bugünlerde  “pandemi” adıyla bilinen salgınlardan biri bütün dünyayı işgal etmiştir. COVİD 19 veya namı diğer “korona” şu an bütün insanlığın uğraştığı “gizli” bir düşmandır.
    Bu durumda tedbirler devlet eliyle alınır. Çünkü kişiler ne yapacaklarını tam olarak bilemezler.  Bu durumda en güvenilir tedbir devlete aittir. Bu başıbozukluğu ve bilgi kirliliğini önler. 
    Her dönemde tababet ilminin öngördüğü tedbirlerin alınması en uygunudur. Çünkü yapılacak başka bir şey yoktur. Bu durumda dağınıklık bütün ülkeyi maazallah felakete sürükleyebilir. 
    Son zamanlarda en etkili ikaz         “Evinde kal” ikazıdır ki mutlaka uyulması gereklidir. 
    Ancak bu ikaza ne kadar ehemmiyet veriyoruz? İşte en zor soru. Sokaklar hala insan dolu. Önce 65 yaş üstüne yasak geldi. Şimdi de 20 yaş altına.
    Zaten bu iki sınıf insanların bir yerde görevli olması mümkün değil. Öğrencilere zaten okul tatil. 65 yaş üstünde ise belki sağlıkçılar görevde olabilir.
    Biz niye bir kuralın ehemmiyetini anlatamıyoruz? Veya anlayamıyoruz?
Şayet devlet aklı size “Evinde kal” diyorsa kalınmalı ve ondan sonra olan bir şey olursa zaten mesulü siz değilsiniz. Ya cahillik, ya da dik başlılıktan başka bir şey değildir kurala uymamak.  Fert ister asi, ister ahmak olsun neticesi aynı kapıya çıkar.
    Bence biz ne kafayla ne de gönülle hareket etmesini öğrenebildik.
    Belli ki “akla” girmeden önce “gönle” girmek lazım. 
    Aklımızı kullanmak için “Gönlünde kal Türkiye!”
    Zaten gönlünde kalması bilen, çok şeyi bilir. Boşuna mı diyor koca Yunus:
    “Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.”
    Gönlünde kalan kendinde kalır. Kendinde olan, aklı-selim olur.
    Gönlünüze sağlık efendim…