Bugün, 29 Eylül 2020 Salı

Zeki ORDU


GÖNÜL EKMEĞİ

GÖNÜL EKMEĞİ


    Zor günlerden geçiyoruz.
    Görünmeyen bir düşmanla baş başa kalmış bir dünya. İki cihan harbinde taraflar vardı. Bu sefer bütün dünya aynı safta. Peki, düşman kim? Sadece adı var. Covid 19.
Uzmanların ve yetkililerin tavsiyelerine uyarak sık sık evlerimizde kalıyoruz. Şu an için bilinen en tesirli yöntem bu.  Her ülkede binlerce ölüm vakası var. Gizli savaş devam ediyor.
    Belki kısa süre içinde çok can yanacak.
    Biz işin bu kısmını uzmanlara ve yöneticilere bırakalım. Gelelim evlerimizde ne yaptığımıza…
    Yaklaşık son yarım asır içinde evde durmayan bir toplum olmuştuk. Geceleri hariç mümkün olan her fırsatta kendimizi sokağa atar, evlerimize uyumaya giderdik. Tabii burada eve ekmek getirmek için çalışan işçilerimiz, sağlıkçılarımız, emniyet mensuplarımız,  eğitimcilerimiz gibi daha birçok kendi sahasında vazifeli kişiler zaruri olarak evi terk etmek durumunda.
    Bunun dışında da evin dışında olan çok kişi sokakları işgal ediyor, AVM adı verilen işyerlerinde vitrinleri dolaşıyor, “Cafe” denilen yerleri dolduruyor, ayaküstü karnımızı doyurup evlerimize uyumaya gitmişliğimiz adetten olmuştu.
    Artık “hanelerimiz” yok “evlerimiz” vardı.
    Eskiden haneleri, hane sahipleri teşekkül ettiriyordu.
    Aynı sofraya oturulur, aynı saatlerde uyunurdu. Sobada veya başka tabii usullerle pişirilmiş ekmek ile aynı tastan yenirdi.
    Aynı sobanın başında ısınılırdı.
    Gaz lambası güneşten daha fazla ışıtırdı odalarımızı.
    Yamalı ama temiz giyeceklerimiz sadece vücudumuzu örtmez ısıtırdı da aynı zamanda.
    Zaten hanelerimizin bir “gönül sıcaklı” olurdu.
    Her türlü çalışmanın bir hazırlığı olurdu. 
    Turşular, erişteler, kavurmalar kış içindi.
    Yufkalar ve benzeri hamur mamulü yiyecekler ramazana hazırlı içindi.
Her şey hanelerimizi şenlendiren hane halkı içindi.
    Ekmeğimizi bile kendimiz yapardı “guzine fırınında.”
    Bu hasletlerimizi bize göremediğimiz düşman hatırlattı. Dünyanın başka ülkeleri ne yapar bilmem biz ama biz “Ananevi hafızamızı” tazeledik. 
    Ekmeğimizi yeniden yaptık eskiden “hane” şimdi “ev” olan binalarda.
    Kısaca “Gönül ekmeği” pişirmesini öğrendik milletçe. 
    Nasıl çok lezzetli değil mi?