Bugün, 28 Ocak 2022 Cuma

Selim EROĞLU


HAMUŞAN

HAMUŞAN


İstiklal Caddesi’nden Karaköy’e inerken Kültür Bakanlığı’na bağlı ‘’Galata Mevlevihanesi ve Müzesi’’ var. Zamanında ecnebilerin yaşadığı bir bölgede böyle dini bir mekanın olması çok manidar bir durum olsa gerek. Oldukça geniş ve ferah bir mekan. Gezilmesi, görülmesi gereken bir yer.

Mehmet Akif Ersoy Hatıra Evi’ne çok yakın bir yer. On dakikalık yürüme mesafesinde. Görevli, kültürel meselelerde hassas olduğumu anlamış olmalı ki burayı da ziyaret etmemi de ısrarla tavsiye etti.

Girişi, bir apartman gibi olsa da içerisi oldukça geniş. Tam bir külliye. Asırlarca manevi terbiye ocağı olarak faaliyet göstermiş. Ünlü divan şairi , Hüsn ü Aşk’ın müellifi Şeyh Galip bu ocaktan yetişmiş. Eserlerini burada kaleme almış. Halen burada metfun bulunuyor. Derler ki Hüsn ü Aşk, Leyla vü Mecnun’dan sonra yazılmış en güzel aşk hikayesidir. Hemen fotoğrafını çektim

Yanımda bulunan oğlum Feyyaz ve yeğenim Emre heyacanımı görmüş olmalılar ki ‘’hamuşan ne demek’’ diye sual ettiler.

Onlara dilimin döndüğünce izah etmeye çalıştım.

Ne demek hamuşan?

Neden mezarlık dememişler de hamuşan demişler?

Eskiden tekkelerin , medreselerin, camilerin hemen yanı başında mutlaka bir mezarlık bulunurdu. Buralara ‘’hazire’’ denilirdi. Buralara genellikle, buraların hocası, talebesi veya cemaati defnedilirdi. Bir nevi dirilerle ölüler beraber yaşardı. Dünyanın fani olduğu, asıl ebedi olanın ahiret hayatı olduğu ortay konurdu.

Düşünsenize, bir medresede, bir camide yıllarca konuşmuş bir zat ölünce hemen en yakın yere defnediliyor. Ne ibretlik bir hadise değil mi.

Nasihat istersen ölüm yeter, buyurulmuş.

Bundan daha tesirli bir nasihat olabilir mi?

Dün konuşuyorken bugün konuşamaz olmuş.

Hamuşan, Farsça bir kelime. Dilimize de Farsça’dan girmiş. Susmuşlar, sessizler anlamlarına geliyor. Mecazen ise ölmüş olanlar, vefat edenler anlamlarına geliyor.

Onun içindir ki Mevlevi geleneğinde ölenlere hamuşan denilmiş.

Ne ifade eder hamuşan?

Ölenin en bariz özelliği konuşamaz olmasıdır. Ruh bedenden çıkınca vücut bir ceset haline gelir. Ölünün dili değil hali konuşur.

Daha dün bir cenazeye katıldım. Musallanın başındaki Vaiz Efendi : ‘’Şimdi Fahri Abimiz dile gelseydi bizlere neler söylerdi neler’’ diye vaz u nasihatte bulundu.

İnsan ölünce sadece susmaz ki. Bunun ötesinde hiçbir canlılık alameti gösteremez. Göremez, yürüyemez, yiyemez, içemez. Lakin bunlar, insanı diğer canlılardan ayıran özellikler değildir. Diğer canlılar da ölünce göremez, yürüyemez, yiyemez içemez. Yaşarken konuşabilen tek canlı varlık insandır. İnsan ölünce asıl konuşma yeteneğini kaybeder. Ölünün en büyük alameti konuşamamasıdır.

O halde ölenlere ‘’hamuşan’’ demekle buraya gelenlere, yani henüz konuşabilenlere şöyle denilmek istenmiştir.

‘’ Fazla söze gerek yok. Çok konuşarak kafa şişirmenin alemi yok. Çok konuşmak marifet değildir. İşte görüyorsununuz düne kadar yanı başımızda, aramızda olan, bizim gibi konuşan şu zevat artık konuşamıyor. Belki çok şey söylemek istiyorlar lakin artık mümkün değil. Bir gün biz de onlar gibi hamuşan olacağız. Elde imkan varken ya hayır konuşalım ya da susalım. Vesselam!!!’’

Bugünkü lisanla ifade edecek olursak halimizle böbürlenmeyelim, hepimiz yarınların ölüleriyiz yani konuşamayanları olacağız.

İnsan öldükten sonra konuşamaz ama konuşulur.

İyi konuşulmak için hayattayken iyi konuşmak gerekir.

Ne mutlu konuşamaz durumdayken hayırla yad edilenlere…