Bugün, 27 Ekim 2020 Salı

Mehmet TÜRKAN


HAZAN VE HÜZÜN

HAZAN VE HÜZÜN


                                           “Eşcâr-ı bağ hırka-i tecrîde girdiler

    Bâd-ı hazân el aldı çemende çenârdan”

                                                                                                 (Baki)

Bağın ağaçları (dervişler gibi) tecrid hırkasını giydiler. Rüzgâr da çınar ağacından el aldı. (ele benzeyen yapraklarını düşürdü).

Yani şair diyor ki: Bahar mevsiminden ne bir isim, ne bir ad kaldı. Artık kırlarda bayırlarda hüzün rüzgârları çınar yapraklarını alıp biraya bir buraya götürüyor.

Bu sonbaharın başlangıcı ve kışa doğru yol aldığı bu günlerde Baki’den bir sonbahar beyiti alıp tahlil etmek istedik. Bu hafta da sözümüz sonbahardan olsun diyelim.

           Bir çınar yaprağının el siluetinden yola çıkılarak vücut bulmuş beyitin ne derece güzel olduğunu bizim pek anlam derinliği olmayan eksik açıklamalarımız tam olarak anlatamasa bile  bir sonbahar hüznünün çınar ağaçlarının altın rengine yapraklarından temaşaya dalabilirsiniz. Belki de bundan böyle çınar ağaçlarının önünden geçerken garip bir saygı ve hürmet hissine kapılabilir belki de birçoğumuz yere düşen çınar yapraklarını toplamaya başlar sonbaharın gelmesini iple çekeriz çünkü Baki’yi haksız çıkarmak istemeyiz.

             Şairlik başkalarının göremediğini görmek, hissedemediklerini hissetmek ve mısralara dökebilmektir.
             Son bahar gelmiş ve her şey hüzne bürünmüştür. Şair de hüzünlüdür. Yapraklar sararmış, yüzler de sararmıştır. Hazan kelimesinin bir anlamı sonbahar bir anlamı da hüzündür.
           Sonbahar rüzgarı esince çemende yani bağda bahçede olan diğer ağaç ve bitkiler gibi çınar ağacının da sararmış ve güçsüz kuvvetsiz kalmış yaprakları dökülür. Bağ ve bahçenin eski muhteşemliği kalmaz. O eski zenginlik o eski rengârenk görüntü yerini kuru dallara bırakmıştır. Tıpkı tasavvuf düşüncesinde dervişlerin dünya nimetlerini hevâ ve heveslerini terk edip yalnızca sade bir yünden yapılmış abayı giyen dervişler gibi ağaçlar da tecrid hırkasını giymiştir. Ağaçlar sanki bir derviş gibidirler. Dünya nimetlerinden tecrid olmuşlar uhrevi bir dervişliğe soyunmuşlardır.
          Tasavvuf yolu, aşk yolu böyle bir şeydir işte. Hazan ayrılık demektir, hüzün demektir. Yani son bahar ayrılığın acısıyla kavuran hicrân demektir.. Çünkü mutlu aşk meclisleri ancak ilkbaharda olur. Sevgili de ancak ilkbaharda bağ u bahçeyi seyre çıkar. Sonbaharda sevgiliden eser yoktur. Tıpkı bir bülbül gibidir âşık. Sonbaharda güle hasrettir. Tıpkı bir Mecnun gibidir âşık. Leyla’dan ayrı, eski gürbüz ve neşeli hali yoktur.
          Bir sonbahar portresi ancak bu kadar güzel çizilebilir. Baki hiç üzülmesin ki onun sedası semada sonsuza dek kalacaktır! Her son bahar da bir hüzün hikâyesi yazacak şair, bir hazan bestesi yapacak ehl-i dil mutlaka çıkacaktır.

          Hem tasavvufi hem de beşeri anlamda yorumlanabilen bu beyit tam da Muhteşem Kanuni devrinin kudretli şairi ve devlet adamı Baki’nin kudretini ve Osmanlı’nın ihtişamını yansıtır.

 

         Osmanlı ve Çınar’ın birlikte anıldığı malumdur. Teşbihler ve tahliller de bu anlamda mana kazanır. Bu son bahar gününde bir çınar yaprağından muhteşem bir ve gazelin geneline baktığımız zaman harika bir sonbahar manzarası ve hatırası canlandıran Baki’yi saygı ile anmamak elde değil.