Bugün, 21 Ocak 2021 Perşembe

Nazmi KILIÇ


İKİ DÜNYA İÇİN YAŞAMAK

İKİ DÜNYA İÇİN YAŞAMAK


    Çevremizdeki herhangi bir kişiye hayatının akış hızını sorduğumuzda, günlerinin nasıl geçtiğini anlayamadığını söyleyecektir. Günler su misali akıp geçerken ayların, yılların nasıl geçtiğinin farkına varılmamaktadır. Bu hızlı geçen zamanın geride bıraktığı yıllar, insanın ortalama 60-70 yıllık ömrünü oluşturmaktadır. 
Hemen hemen herkes akıp giden bu zaman dilimleri içinde yılların dahi hesabını yapamadan çocukluğumuzdan sonra kendimizi ilk önce okul sıralarında, ardından iş yerlerindeki masalarında, daha sonra çocuklarımızla, en son olarak da torunlarla birlikte parkta gezerken buluruz. Henüz daha yirmili yaşlardayken bir anda ellili yılları geride bıraktığımızı, kendi hesabımıza göre hayatımızın sonlarına doğru yaklaştığımızı aniden fark ederiz.
Uzun uğraşlar sonunda sahip olduğumuz evimiz, onun içine özenle yerleştirdiğimiz eşyalarımız, bahçemiz, kurduğumuz işimiz, biriktirdiğimiz paralarımız. Bunların kendimize bundan sonra ne gibi bir faydası olacağını, ölümümüzden sonra ise hiçbir anlamı kalmayacağını kimimiz düşünür, kimimiz düşünemeyiz. 
Hemen aklımıza kendi babamız, annemiz, dedelerimiz ve çevremizdeki bizden önce yaşayan büyüklerimiz gelir. Onlardan geriye kalanların bu kişilere ölümlerinden sonra hiçbir yardımlarının olmadığını nihayet yaşayarak anlarız. 
Zamanın, dünyada geride kalanları büyük bir bozulmaya uğrattığını, nice güzelliklerin ve renkli çiçeklerin solduğunu, güzelim bitkilerin zamanla kuru bir dal haline geldiklerini, en yeni diye düşündüğümüz eşyalarımızın dahi zamana karşı direnemeyip eskidiklerini bir kez daha fark ederiz. 
En önemlisi de dünya mallarını tutkuyla kullananların, elde etmek için büyük bir hırs içinde çalışan insanların ölümleriyle birlikte, bunları arkalarında bırakmak durumunda kaldıklarını ibretle görürüz. 
Bu gerçeğin en zengin insan için de, en fakir insan için de aynı şekilde olduğunun farkına varırız. Örneğin büyük paralar verip aldığımız değerli eserlerin, yaptırdığımız oldukça görkemli evlerin, içinde en güzel çiçeklerin yer aldığı geniş bahçelerin, paha biçilmez mücevherlerin sahipsiz kaldığını görürüz. 
Dünya için yapılanın dünyada kaldığı gerçeğinin istisnasız tüm dünya tarihi boyunca işleyip işlemediğini sorguladığımızda ise karşımıza çok büyük bir gerçeğin çıktığını görürüz. 
Nice kralların, imparatorların ve önemli insanların da hep aynı sona uğradıklarını görmekteyiz. Çünkü bu kişilerden hiç birinin öldükten sonra giderlerken yanlarına, bu dünyaya ait tek bir parça eşyalarını dahi alıp götürdükleri mümkün olmamıştır. Saçmalayıp alanlar olur ise de hiçbir faydasını göremeyeceklerdir. Ruhları Allah Katında çoktan hesaba çekilmiş, yaptıklarıyla karşılıklarını almışlardır. Allah Hakka Suresi'nde bu insanların kıyamet günü ağızlarından dökülen sözlerini şöyle bildiriyor: 
"Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti." (Hakka Suresi, 27-29) 
Nehirler aktı geçti, kurudu vakti geçti.
Nice han, nice sultan, tahtı bıraktı geçti.
Bu dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti. Mısralarında bu gerçek daha güzel anlatılıyor. (Devamı Haftaya )