Bugün, 12 Ağustos 2020 Çarşamba

Nazmi KILIÇ


İNSAN VE AĞAÇ YETİŞTİRMEK

İNSAN VE AĞAÇ YETİŞTİRMEK


Ağaç, dünya hayatının vazgeçilmez nimetlerinden biridir. Her insan, doğumundan ölümüne kadar hayatının her safhasında ağaçların yaprağından, kerestesinden, çiçeğinden, meyvesinden, dalından ve birçok güzelliğinden faydalanmaktadır. Ağaçsız bir dünya düşünmek çok zordur. Ağaç, gölgesiyle sefa, meyvesiyle gıda, odunuyla hararet, ürünüyle ticaret vasıtasıdır. 

Öğretmenliğe başlamadan önce ağaç yetiştirmenin insan yetiştirmek kadar insanı mutlu edebileceğini bilemezdim. Ancak peygamber efendimizin “Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir ağaç fidanı bulunur da bunu kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın. Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir bitki ekerse, ondan kuş, insan veya hayvan yerse, bu onun için sadaka olur.” hadisinden haberim vardı.

Karadeniz insanı yeşile biraz daha tutkuludur. Mesleğe başladığım ilk görev yerimin adının Yeşiltepe olduğunu duyunca sevindim. Gidip görünceye kadar hep ağaçlarların çok olduğu, yeşilliği fazla köy olduğunu düşünmüştüm. Köye ulaştığımda ise tam bir hayal kırıklığı ile karşılaştım. Ne tek bir ağaç, ne de yeşillik vardı. Köy adını 3 km. güneyindeki Suriye sınırında olan karakoldan almış olduğundan Yeşiltepe olmuş.

Okulu ilk gördüğümde sevinç ve üzüntüyü aynı anda yaşadım. İnşaatı yeni tamamlanmış yeni bir okul olmasına sevindim. Bu yeni okul için yapılacak o kadar çok iş vardı ki bu işin içinden nasıl çıkarım endişesine kapıldım. Ne de olsa çalışmaya can atmıyor muydum? İşte çok çalışmak için bir fırsat yakalamıştım. Hadi bakalım dedim, plan ve proje üretmeye başladım. 

Konakladığım köy odasından biraz manzarayı izledim. Okulun etrafınca yeterince düzlük vardı. En önemlisi köyün dışında kurulmuştu. Gelirken yolda gördüğüm daha önceden yapılmış okulların köylerin ortasında kaldığına şahit olmuştum. Burada ise bahçeyi son derece geniş tutmanın okul için çok önemli olacağını düşündüm. Hemen kafamda okul bahçesinin sınırlarını oluşturdum. Okul bahçesindeki irili ufaklı taşları öğrencilerle birlikte ilk günlerde temizledik. Hiç değişmeyecek şekilde okul bahçesinin sınırlarını köyün ileri geleni Hacı Mahmut Amcaya göstererek onayını aldım. En kısa süre içinde okulun tapusunun bu şekilde alınmasını sağladım.

Göreve başladığım aralık ayından yarıyıl tatiline kadar okulun, çevrenin en düzenli okulu olmasını sağladık. Artık sıra okul bahçesine gelmişti. Yarıyıl tatile girmeden bahçe duvarını yapma fikrini Hacı Mahmut Amcayla paylaştım. Duvarın genişliği, yüksekliği hakkında bilgi verdim. Yapılacak duvar uzunluğunu metre ile ölçüp her hanenin, kaç metre duvar yapacağını belirledim. İki haftalık zaman diliminde yapmalarını rica ederek yarıyıl dinlenme tailine gittim.

Tatil dönüşü bahçe duvarının tam istediğim şekilde tamamlandığını görünce çok sevindim. Tek eksiği bahçe kapısı kalmıştı. Hemen bahçe kapısının siparişini vererek yaptırdık. Şimdi her şey yolunda gidiyordu.

Yapmayı düşündüğüm her şey zaman kaybetmeksizin yapılıyordu. İstediklerim tek tek gerçekleşiyordu. Bunların yapılması ailelere fazladan masraf demekti. Bu harcamalar ise itiraz etmeksizin yerine getiriliyordu. Bu da benim aklıma koyduğum güzel olan her şeyi gerçekleştirme iştahımı arttırıyordu. Derken fidan dikim zamanı gelmişti. Adı Yeşiltepe olan ve ne yazık ki tek bir ağacı dahi bulunmayan bu köyün yeşille tanışma zamanı gelmişti.

Bir gün köye DSİ işletme müdürü köye geldi. Okul bahçesinin duvarlarının yapıldığını, kapısının takıldığını söyledim. Bahçenin ağaçlandırılması konusunda nasıl yardım edeceklerini sordum. Müdür Bey, hiç merak etme dedi ve gitti. Ertesi gün okulun bahçe kapısına bir kamyonet geldi. Baktım beni arıyorlar.  Kamyonetin arkası fidanlarla doluydu. Bu fidanlardan epey miktarda seçerek aldım. Kalanlarının diğer köy okullarına verilmesini söyledim. Akabinde hemen öğrencileri seferber ettim.