Bugün, 8 Ağustos 2020 Cumartesi

Nazmi KILIÇ


İNSAN VE AĞAÇ YETİŞTİRMEK-4 (Geçen Haftanın Devamı)

Nihayet beklediğim fırsatı yakalamıştım.


Nihayet beklediğim fırsatı yakalamıştım. Hayırlı bir iş sebebiyle Ekim ayı başında Mardin ili Kızıltepe ilçesine gitmemiz gerekti. Kızıltepe ile Ceylanpınar komşu ilçeler ve benim çalışmış olduğum Yeşiltepe köyü ise Kızıltepe sınırındaydı. Rotamızı Yeşiltepe'ye misafir olup oradan Kızıltepe'ye gidecek şeklinde ayarladık. Böylece çalışmış olduğum köyümü, okulumu ve beklide öğrencilerimi görebilecektim. Yolculuk hazırlıklarına başlar başlamaz eski görev yerimi görecek olmanın heyecanı sardı. Haritaya şöyle bir baktığımda kuzeyden güneye nereden, nasıl giderseniz gidin 950 km ve 13 saati aşacak bir yolculuk görülüyordu. Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra nihayet yola çıktık. Öyle ya yıllardır görmeyi çok arzuladığım ilk görev yerimi acaba görebilecek miydim? 
Yol uzadıkça benim heyecanım artıyordu. Zor ve yorucu bir yolculuk başlamıştı. Yıllar sonra görecek çalıştığım okulumu gerecek olmanın mutluluğu ile bu yolculuğa katlanıyorduk. Viranşehir'den Ceylanpınar'a döndüğümüzde heyecan daha da arttı. Yol bitmek bilmiyordu. Biz yaklaştıkça sanki yol uzuyor gibi geliyordu. Nihayet anayoldan ayrılıp Yeşiltepe yoluna döndük. Saat gece biri geçerken köye ulaştık. Köye girdiğimizde çok şaşırdım. Köyde çok büyük değişiklik vardı. Okul ve bahçe karşımda büyük bir ihtişamla duruyordu. Yakın zamanda resimlerini görmüş olmama rağmen şaşırdım kaldım. 
    Göreve başladığımda dört-beş ay kadar misafir olduğum köy odasına çıktık. Bizi bekleyenlerle hasretle sarıldıktan ve kısa sohbetin ardından yatmaya hazırlandık. Yatmadan önce okul bahçesini ve diktiğim ağaçları tekrar köy odasından seyrettim. Gece olmasına rağmen küçücük fidanken diktiğim ağaçların heybetli duruşları karşısında duygularımı anlatacak kelime bulmakta güçlük çekiyordum. Konuşmuyor sadece seyrediyordum. Sabah erken kalktık. Kahvaltı yapar yapmaz eşimle birlikte soluğu okulun bahçesinde aldık.
    İlk diktiğim zamandan ve oradan ayrıldığım zamana kadar yaptığım gibi hepsini ayrı ayrı inceledik. Ancak o zamanki gezme ile şimdiki gezme çok farklıydı. O zamanlar henüz küçücük fidandılar. Onları yere bakarak izlerdim. Şimdi ise yukarı, adeta gökyüzüne bakarak izledim. Bunun ne kadar muhteşem, ne kadar farklı bir duygu olduğunu anlatmam mümkün değil. Elbette ki altı üstü ağaç diyecek olanlara, hiç ağacı olmayan bir yere dikilen ilk ağaç olduğunu söylersek belki hissettiklerim daha güzel anlaşılır.
    Bunca uzun yola ve bunca yorgunluğu sadece diktiğim ağaçların bu halini görmek için gitmeye değermiş. O zamanlar öğrencisiyle ve velisiyle büyük emek vererek dikilen fidanlar kocaman ağaç olmuşlar. Köy halkı benim diktiğim ağaçla kalmayıp daha da zenginleştirmiş. Sınırlarını benim belirlediğim okul bahçesine 8 derslikli bina yapılmış. Yapılan yeni binalar ve lojmanlarla birlikte adeta bir eğitim kompleksine dönüşmüş. Öğretmen ve öğrenci sayıları artmış.  
Kısa ziyarette öğrencilerimi göremediğime üzüldüm. Ziyaretimden kimsenin haberi yoktu. Ama olsun ben onları ağaçlar gibi bıraktığım yerde büyüsün diye yetiştirmedim. Herkes büyümüş, her biri bir yana dağılarak hayat mücadelesi verir olmuşlar. O genç ve tecrübesiz halimle vermiş olduğum emeğin karşılığını gözlerimle gördüm. Yüce Mevla'm bana bunu nasip etti. Bundan dolayı mutlu ve huzurlu oldum. Rabbimden dileğim bizi mutlu ve huzurlu kılacak insanları yetiştirime konusunda çaba gösterme fırsatı vermesidir.
İnsan yetiştirmek tabii ki ağaç yetiştirmekten çok daha zor bir iştir. Eğitim ve sevgi beşikten mezara dek sürer. Sonunda da yetişen insan, çevresindeki başka insanlara ve kendi çocuklarına hayat verir, faydalı olur, destek sağlar ve ışığını yansıtır. Ağaca giden emek nasıl zayi olmaz ise, insana yatırım da hiçbir zaman boşa gitmez, er ya da geç meyvesini verir. Hem ağaç hem de insan yetiştirenlerin çok sabırlı olmaları gerekir. Emekleri karşılığı olan meyveyi görmek için uzun zamana ihtiyaçları vardır. Bu uğurda emek harcayanların Mevla yar ve yardımcısı olsun.  (Devamı Haftaya)