Bugün, 12 Ağustos 2020 Çarşamba

Yılmaz İMANLIK


İYİLİK

İYİLİK


Tülay Hanım hastane bahçesindeki banklardan birine oturdu. Zira tahliller için epeyce kan vermiş, haliyle bu da onu bitkin düşürmüştü. Kolundaki iğne acısını yavaş yavaş hissetmeye başlamıştı bile…
    Önce derin bir nefes aldı. Hastanenin havası, ilaç kokuları onu iyice bunaltmıştı. Belli bir süre hastaneye giren çıkan insanlara baktı.  Sanki şehrin bütün insanları buradaydı. Gerçekten de insanların ne kadar derdi vardı. Hastaneler zamanla daha da çok dolup taşıyordu. Sanki doğanın dengesi gittikçe daha da bozuluyordu. Belki de kendi sonumuzu kendimiz hazırlıyorduk.
    “Demek ki dünyada dertsiz insan yok.” diye söylendi kendi kendine. İnsanlar kendilerinden daha kötü durumda olanları görüp haline neden şükretmezler diye geçirdi içinden. “Azla yetinmeyip hep daha fazlasını isteyen, her şey benim olsun diyen insanları belli bir süre hastanede yaşatmalılar ki insanların ne dertleri var görsünler ve durumlarına şükretsinler.” dedi.
Tahlil sonuçlarının ertesi günü çıkacağını söylemişti laboratuvar görevlisi. Öyleyse biraz dinleneyim, sonra bir dolmuşa atlar giderim diye düşündü.
    Kalkmak için ayaklanmıştı ki biraz ötede orta yaşlı bir adamın küçük bir tezgâhta simit satmaya çalıştığını gördü. Aslında kan verdikten sonra acıktığının farkına vardı. Cebinde üç lirası vardı. Bunun iki lirasını dolmuşa verse simit için geriye bir lirası kalıyordu. Yavaş yavaş simitçiye doğru yürümeye başladı. O esnada simitçinin etrafında dolaşan kahverengi bir köpek dikkatini çekti. Köpek sanki yalvaran gözlerle adama bakıyordu. Bir kadın simit alıp giderken köpek de birkaç metre kadının peşinden gitti. Kadının kendisine simitten bir parça vermek gibi bir niyeti olmadığını anlayınca yeniden simitçinin yanına sokuldu.
    Tülay Hanım elindeki paraya baktı. Bu parayla sadece bir tane simit alabilirdi. “Benim eve gidince karnımı doyurma şansım var ama bu zavallı hayvanın öyle bir garantisi yok.” dedi.
    Elindeki  bir lirayı simitçiye uzattı.
    “Abi bir simit verir misin şu köpeğe, karnını doyursun hayvancık!” dedi.    
Simitçi Tülay Hanım'a tuhaf tuhaf baktı. Belki de daha önce böyle bir müşteriyle karşılaşmamıştı. Müşteri müşteridir deyip parayı cebine koydu. Tezgâhtaki simitlerden birini alarak birkaç parçaya böldü, köpeğin önüne attı.
Ah o hayvan, o simidi öyle bir yedi ki ne kadar aç olduğunu şimdi da iyi anlamıştı Tülay Hanım. Kendi açlığını adeta unutmuştu.
Köpek karnını doyurduktan sonra simitçinin yanında daha oyalanmadı. Çam ağaçlarının arasında bir gölge gibi kaybolup gitti.
Tülay Hanım'ın içine tarifsiz bir mutluluk yayılmıştı. Demek ki insan bir canlıya iyilik yaptığında böyle huzur buluyor, dedi. İnsan ilaca bile ihtiyaç duymuyordu bu mutluluğu tadınca.
Aslında iyilik yapmak ne kadar kolay bir şeydi. İnsanın kendisini mutlu etmesini sağlayan en zahmetsiz davranıştı belki de. Hani öyle fazla zengin olmaya, fiziksel güç sarf etmeye, kafa yormaya gerek duymadan da yapabiliyordunuz iyilikleri. Bu dünyada sizi mutlu ettiği gibi öbür dünya için de biriktirdiğiniz sevap hanesine artı olarak yazılıyordu.
Bir de iyilik yapmak için karşımızdaki canlının ille de insan olmasına gerek yoktu. Allah'ın yarattığı bütün canlılara hatta bitkilere hiçbirini ayırt etmeksizin iyilik yapabilirdiniz. Bazen küçük bir tebessüm bile aslında ne büyük bir iyiliktir.
Tülay Hanım içindeki bütün sıkıntıları bir kenara bırakarak huzurlu bir şekilde dolmuşa yöneldi.