Bugün, 31 Ekim 2020 Cumartesi

Selim EROĞLU


KAKAÇ OLMAK

KAKAÇ OLMAK


 

Kızla oğlan ta okul yıllarından birbirlerini sevmişler. İkisi de okumuş, ekmeklerini ellerine almışlar ve evlenmeye karar vermişler. Durumu münasip bir lisanla ailelerine açmışlar. Aileleri de “sevenleri kavuşturmak lazımdır” diyerek onaylamışlar.

İş kalmış formalitelerin tamamlanmasına. Konuşulmuş, kararlaştırılmış, formalite de olsa iş gelmiş, Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle kızı ailesinden istemeye. Bilinen usulle oğlan tarafı kızı istemiş. Adettendir, bu tür meclislerde söz ailenin en büyüğüne verilir. Kızın dedesi, “evladımızı kendinize layık gördüğünüz için teşekkür ederiz. Allah yazdıysa tabi ki olur. Buna bir şey diyemeyiz. Lakin bize zaman verin, biz biraz düşünelim. Sizi tekrar çağırırız” cevabını vermiş.

Ortada buz gibi olmasa da ona yakın bir hava esmiş. Acaba tarafların bilmediği bir durum mu var diye düşünülmeye başlanmış. Kız tedirgin, oğlan tedirgin, genç anne ve babalar tedirgin. Meclis, yeni bir habere kadar dağılmış.

Kızın babası, güngörmüş babasına “baba, anlaşmıştık, işi uzatmayacaktık, sözü verecektik niye böyle oldu” diye sual etmiş.

“Herkesin evladı değerlidir. Herkes evladını baş göz etmek, mürüvvetini görmek ister. Bunun için çaba sarf eder. Kız evi naz evidir. Her ne kadar anlaşmış olurlarsa olsunlar, hiçbir kız ilk istemeye verilmez. İleride ne olacağını bilemeyiz. Kızı, ilk istemeye verirsek “kakaç olur” demiş.

İlk istemeye verilen kız kakaç mı olur?

Kız oğlanı, oğlan kızı sevmişse de mi kakaç olur?

Daha doğrusu “kakaç olmak” tabiri ne demektir?

TDK’nın sözlüğünde “kakaç olmak” deyimine rastlayamadım. Böyle bir deyimi almamış. Yalnız “kakmak” kelimesi var. İtmek, vurmak anlamlarına geliyor. “Kakaç” kakmak fiilinden türetilmiş olsa gerek. İtilmiş, kakılmış anlamlarına geliyor.

Buradan hareketle “kakaç olmak” deyimine, horlanmak, dışlanmak, değer verilmemek anlamlarını verebiliriz. Bir zamanlar televizyonlarda “İtilmiş ile Kakılmış” tiplemeleri vardı. Karı-koca, birbirlerine hiç değer vermiyorlardı. Biz de gülüp eğleniyorduk. Ne de olsa başkalarının hayatı. Ya bizim ya da yakınımızın hayatı olsaydı , kolay kolay gülebilir miydik?

Evlilik, uzun soluklu bir maratondur. İyi günü de vardır, kötü günü de. Maalesef, her iyi, iyi devam etmiyor ve iyi bitmiyor. Bu evlilikte, Hacı Dayı haklı. Tecrübesini konuşturmuş. Hiçbir kız evladı, sevdi diye bir istemeye verilmez. Evlilikte bir takım işler iyi gitmedi diyelim. O zaman ne malum erkek tarafının geçmişi kurcalamayacağı, bir takım şeyleri başa kakmayacağı.

Hacı Dayı, tecrübelerine dayanarak şu ihtimali hesaba katmış. “Sen değerli birisi olsan, ailen seni bir istemeye vermezdi. Bir istemeye verdiklerine göre, senin ailenin yanında pek bir değerin yok. Ailesinin değer vermediğine biz niye değer verelim.” İhtimaldir, aynı zamanda gerçektir.

Bugünün ihtimali yarının gerçeğidir. Kolay elde edilen kolay kaybedilir. Zor elde edilen zor kaybedilir.

Tecrübesiz kimselerin konuşmaları, yağmurlu hava tavuklara su vermeye benzer.

Şunu gördüm. Evlilikle ilgili atınan her adımın, her geleneğim derin bir anlamı var. Aman canım sende, ne önemi var diyenler “kakaç olmak” tan kurtulamazlar. Kim kakaç olmak ister?