Bugün, 1 Aralık 2020 Salı

Mehmet TÜRKAN


KENDİ GİBİ MUHTEŞEM BİR YAVUZ ŞİİRİ             

KENDİ GİBİ MUHTEŞEM BİR YAVUZ ŞİİRİ             


Büyüklük sadece iktidar, makam mevki ve para gücü demek değildir. Büyüklük birçok büyük meziyeti kendinde toplayabilmekle olur. Hayatımızda büyük zannettiğimiz ama gerçekte cüce olan birçok insan biliriz. Bunun yanında gerçekten muhteşem olan insanları ve onların meziyetlerini öğrendikçe de hayran hayran onların hayat hikâyelerini okur bazen hüzünlenir bazen de mutlu oluruz.

 

 İşte size Yavuz Sultan Selim’e ait bir dörtlük ve onun muhteşem hikâyesi:

Sanma sakın/ herkesi sen/ sadıkane/ yâr olur 
Herkesi sen /dost mu sandın/ belki ol/ ağyâr olur 
Sadıkane/ belki ol/ âlemde/ serdâr olur 
Yar olur/ ağyar olur/ serdar olur/ dildâr olur

 

Dizelerin (/) işareti ile ayrılmış kelimeleri yukarıdan aşağıya okunduğunda birinci, ikinci ve üçüncü ve dördüncü mısraı verir. Yani yukarıdan aşağıya veya soldan sağa doğru okuduğunuzda aynı mırsalar mır karşınıza çıkar. Bu tarzda yazılan ilk dörtlük olduğu söylenmektedir. Divan edebiyatında bu özelliğe vezni âher denir.

Yavuz Sultan Selim’in İran Şahı Şah İsmail’e (Şah İsmail de Hatâî mahlasıyla şiir yazan bir Türk şairdir.)  yazdığı söylenen bu dörtlük en az saltanatı kadar muhteşemdir. Yavuz, belki de siyaset ve saltanatta olduğu gibi şiirde da ondan daha güçlü olduğunu göstermek istemiştir.
           Dörtlüğün hikâyesi kısaca şöyledir:
           Yavuz Sultan Selim şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Selimî mahlasıyla şiir yazan iyi bir şairdir. Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz, Şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda, Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki, “Çağırın birde benimle oynasın.”  Yavuz, Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: " Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırken de bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hâlâ onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
           Bir söyleyişe göre de Yavuz Sultan Selim, Trabzon’da şehzade vali iken yaptığı bu seferde yediği tokatın acısını hiç unutmaz. Padişah olduktan sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını unutmadığını söyler ve ilave eder: " Atacaksan tokadı böyle atacaksın. " bir başka söyleyişe göre de bu şiiri o zaman gönderir ve bir nevi ona şiirle de iyi bir tokat atar.
         Aslında Yavuz, satranç oynarlarken bütün olanları şiirlerinde Şaha anlatmış ancak Şah anlamamıştır. Herkesin dost olmayacağını bir gün böyle kişilerin karşısına serdar olarak da çıkabileceğini söylemiştir.

Şiiri anlamak da en az yazmak kadar zordur. Şiirin anlatmak istediğini anlamayan insanlar bazen şairin ölümüne bile ferman edebilirler. Seyyid Nesimi’de, Hallacı Mansur’da,  Nef’i’de olduğu gibi…

Bu sıkıntılı günlerimize bir mutluluk kaynağı ve bir övünme vesilesi olsun diye daha önce yazıp yorumladım bir Yavuz dörtlüğünü sizlerle paylaşmak istedim. Eğer bu şiri anlayıp size anlatabildiysem ne mutlu. Selam ve sevgi  ile….