Bugün, 4 Aralık 2021 Cumartesi

Seyfi GÜNAÇTI


Kırkpınar

Kırkpınar


Tercüman, gençliğimin önemli gazetelerinden biri, bana göre en kapsamlı gazetesiydi. Her biri alanında tanınmış, değerli, vatansever, inançlı yazarları vardı. Orhan Ayhan’dan Necmi Tanyolaç’a kadar spor yazarı kadrosu da çok güçlüydü.

Ali Gümüş, güreş yazarıydı. Kırkpınar başpehlivanlarını, akıcı üslubu ile gazetede tefrika halinde anlatırdı. Bir Hergeleci İbrahim vardı ki onu hiç unutmuyorum. Rakiplerine göre boyu kısa, kilosu az olmasına rağmen sabrı, zekâsı ve kıvraklığı ile kendisinden daha ağır güreşçileri yenerdi. Kırkpınar’a ilgim o zamandan başlamıştır diyebilirim.

Tarihi 660. Kırkpınar Yağlı Güreşleri 11 Temmuz 2021 Pazar günü yapılan final karşılaşmaları ile tamamlandı. Finalde İsmail Koç’u puanlama sonucu yenen Ali Gürbüz, bir kere daha Kırkpınar Başpehlivanı oldu ve altın kemeri kuşandı. Altın kemer bir yıl süre ile kendisinde kalacak. Eğer gelecek yıl şampiyon olamazsa kemeri birinci gelen pehlivana devredecek. Altın kemerin sürekli sahibi olabilmek için üç yıl üst üste Kırkpınar’da şampiyon olmak gerekiyor. Bu mutluluğa ulaşan hayli güreşçi var.

Kırkpınar, çok farklı bir spor organizasyonudur. Bu milletin 660 yıldan beri devam eden geleneğidir. Bir spor spikeri, “Olimpiyatlardan sonra dünyanın en eski spor organizasyonudur” dedi. Modern olimpiyatlar 1896’da başladı ama ona kaynaklık eden gösteriler, Kırkpınar’dan önce miydi acaba?

Güreşler, Edirne’nin Sarayiçi mevkisinde yapılır. Oraya ‘er meydanı’ deniyor. Pehlivanlar güneşin ve sıcağın altında çayırda kıran kırana mücadele ederler. İşin bir başka zor yanı, vücutlarının yağlı olmasıdır. Güreşçiler maça çıkmadan önce vücutlarını iyice yağlarlar. Bu, kendi menfaatlerinedir. Çünkü vücut ne kadar yağlı olursa rakibin tutma imkânı da o derece güçleşir. Bu sene Kırkpınar için üç ton zeytinyağı ayrıldığını basında okumuştum.

Güreşseverler için Kırkpınar bir tutkudur. Yurdun hemen her bölgesinden güreşleri seyretmek için Edirne’ye gelenler olur. Öyle ki otellerde yer kalmaz ve bazı güreşseverler geceyi parklarda, çayırda geçirirler.

Kırkpınar, güreşten öte bir kültür yansımasıdır. Hakemlerin dışında bir de cazgır vardır. Cazgır olmazsa Sarayiçi’nin neşesi eksik kalır. Cazgır, pehlivanları seyircilere tanıtan ve güreşi başlatan kişidir. Okuduğu manilerle milli duyguları canlandırır, “Alta düştüm diye yerinme / Üste çıktım diye sevinme” sözleriyle güreşçilere uyarıda bulunur. En sonunda;

“Allah Allah illallah! /Muhammed’ur- Rasulullah,

Bu yiğitlere alkışlarla diyelim maşallah” ifadeleriyle güreşi başlatır. Ayrıca davulculara da çalmaya başlamaları yönünde işaretini verir. Davul-zurnada da bir incelik vardır. Diğer boylarla başpehlivanlık güreşlerinin havası farklıdır.

Terme’nin evlâdı, Belediye Meclis üyesi emekli imam Mustafa Şahin’i, Kırkpınar’da hakemler arasında görmek, bir öğretmeni olarak beni gururlandırdı.

Bu sene güreşleri DMAX televizyonundan seyrettik. Bizim hanım söylemese ondan da haberim olmayacaktı. TRT kanalları için varsa yoksa Avrupa Futbol Şampiyonası! Tamam da ata sporumuz, 660 yıldır devam eden geleneğimiz Kırkpınar’a günde bir saat ayırsan ne olur? Yayın yaptılar da ben mi görmedim.

TRT Spor, haftanın her günü futbol üzerine yayın yapıyor. Stüdyodakiler dönüp dolaşıp aynı konuyu işliyor. Havanda su dövmek gibi bir şey. Kırkpınar’a senede üç gün ayırsan çok mu?

Bir de TRT Spor, gerek başpehlivanların çayıra çıktığı ikinci gün ve gerekse finallerin yapıldığı Pazar günü Wimbledon Tenis Turnuvasını yayınlamasın mı! Çok şaşırdım. Milli kanalımız denilen TRT, milli sporumuzu yayınlamıyor ama bu milletin çok az bir bölümünün takip edeceği, yurt dışında yapılan bir tenis turnuvasını yayınlıyor.

Diyelim ki yayın hakkını DMAX satın aldı. O zaman şu soruyu soruyorum;

“Yayın hakkını neden TRT satın almadı?”

Bu işte bizim bilmediğimiz bir durum mu var?