Bugün, 4 Aralık 2021 Cumartesi

Selim EROĞLU


KÖPRÜLER VE SELLER

KÖPRÜLER VE SELLER


    Cennet vatanımız son zamanlarda felaket üzerine felaket yaşıyor. Orman yangınlarından sonra şimdi de sel felaketleriyle boğuşuyoruz. Bir anda gelen sel, önüne ne gelirse yıkıp geçiyor.
       Bütün gazeteler, bütün ekranlar bu tür yürek burkan görüntülerle, haberlerle dolu.
       Bu haberleri, bu görüntüleri herkes gibi ben de okuyor, ben de izliyorum. Bir görüntü var ki yürekleri burktu. Yıllardır düşündüğüm şeyleri perçinledi. Hepimizin bildiği bir söz vardır. Deprem öldürmez, ihmalkârlık öldürür, diye. Çünkü burada öldüren deprem, Japonya'da öldürmüyor. Son yaşadıklarımız karşısında ne diyelim.
       Sel öldürmez ihmalkârlık öldürür.
       Dünyanın nizamı böyle kurulmuş. Yağmur yağacak, kimi zaman az, kimi zaman çok yağacak. Az yağınca kuraklık, çok yağınca sel olacak. Akan sular derelerde, ırmaklarda birikecek ve denize ulaşacak. Bizim görevimiz bu tabii şartlara göre pozisyon almak. Akıl, fikir, bilim, teknik… bunun için var.
       Köprüler insanların hayatını kolaylaştırmak için yapılır. Nehrin iki yakasını ve insanları bir araya getirir. Köprü; kavuşmaktır, hasret gidermektir, dostluktur, kardeşliktir. Zor zamanda imdada yetişmektir. Tarih boyunca hep böyle olmuştur. Maalesef son selde de gördük daha yeni yapılan bir köprülerin yıkılışını seyrediyoruz. Bugünkü teknik imkânlarla daha yeni yapılan bir köprü hemen yıkılıveriyor. İster istemez akla ihmalkârlık geliyor. Daha yeni yapılan bir köprünün yıkılmasını aklım almıyor, vahameti bir türlü kabullenmiyorum.
       Oysa, 1202'de yapılan Altıngöz köprüsü, 1222'de yapılan Akköprü, 1250'de yapılan Taşköprü, 1251'de yapılan Kesikköprü hala yıkılmadım ayaktayım, diyor. Yeni yapılan köprüleri yıkan sel, on asırdır ayakta duran bu köprüleri niye yıkamamış?
   Mühendis olmaya gerek yok. Aklın yolu birdir. Bir defa köprü yapılırken hiçbir masraftan kaçınılmamalıdır. Hesaplamalar, planlar, elli-yüzyıllık değil kıyamete kadar yapılmalıdır. Köprüler coğrafyaya uyumlu yapılmalıdır.
       Köprüler, kemerli, ayaksız ya da en az ayaklı yapılmalıdır. Karadeniz coğrafyasında ayaksız, kemerli, kavisli, köprü modeline acilen geçilmelidir.
       Sel felaketinin yaşanmasının en büyük sebebi, plansızca yapılan çok ayaklı, alçak beton köprüler olmuştur. Bu tür köprüler, sel anında köprü değil, bent vazifesi görmüştür. Sel anında dağdan, kırdan, bayırdan gelen ağaçlar, tomruklar, çalılar, çırpılar köprülerin ayaklarından geçememiş, adeta bir bent oluşturmuştur. Geride biriken sel suları kabararak hem yerleşim yerlerini yıkmış, hem de köprüleri yıkmıştır. 
   Bu vahameti, Ezine Çayı üzerindeki köprünün yıkılışında defalarca izledim. Bu görüntüler, bütün okullarda ders olarak okutulmalı. 
       Aynı konuya tarihçi Erhan Afyoncu da değinmiş, gazetedeki yazısında aynen şunları yazmış:
       “Eski köprüler kemerli olduğu için günümüzdeki düz köprülerde olduğu gibi akarsuyla gelen ağaç ve diğer malzemeler birikip köprü yıkılmazdı. Ayrıca, mimarlar, köprü ayaklarının akarsuyun geldiği yönüne doğru sel yaran veya mahmuz denilen gemi burnu gibi çıkıntılar yaparlardı. Sel yaranlar, gelen suyun, ayakların altını oymamasını sağlar ve buralara ağaçların takılmasını önlerdi.”
       Bakın asırlar önce Fırtına Vadisi'ne yapılan köprüler kemerli ve ayaksızdır ve dimdik ayaktadır. Ayaklı ve alçak olsa Fırtına Vadisi'ne köprü mü dayanır. Kemerli ve ayaksız yapılamıyorsa, çok güçlü ve uzun köprüler yapılmıştır. Mimar Sinan'ın 1567'de yaptığı Büyükçekmece Köprüsü'nün uzunluğu 635 metre ve 28 gözlüdür. Düşünebiliyor musunuz, nehrin genişliği 50 metre üzerindeki köprünün uzunluğu on-yirmi katı.
       Yapılması gerekenler çok mu zor? Akıl, fikir, bilim ve teknik tarihle harmanlanırsa hiç de zor değil.
       Daha yeni yapılan bir köprü en ufak bir selde yıkılıyor ve felakete sebep oluyorsa bilin ki temelinde en hafif tabirle ihmalkârlık vardır. İhmalkârlığı da tarih ve coğrafya affetmez. Affetmediğini hep beraber gördük.