Bugün, 27 Ekim 2020 Salı

Zeki ORDU


KÖSTEKLİ SAATLER

KÖSTEKLİ SAATLER


    Eşya yalnızca eskiyerek çekilmez hayatımızdan.
    Eskimek, kullanılamaz hale gelmektir. Ya tamiri gerekir, ya yenisini almak. Eskiden tamircilik önemli mesleklerden biriydi.
    Her şeyin zor bulunduğu zamanlarda bize yarayan her eşyayı kullanabildiğimiz kadar kullanır, sonra onu yenilerdik. Ayakkabılar, elbiseler, bazı ev eşyaları eskiyince tamir edilir, onlardan azami süre faydalanılırdı.
    Zaman içerisinde tamir işi tamamen çekildi hayatımızdan. Eşya biraz yıpranmaya görsün. Hemen yenisi alınır, eskisi çöpe atılır.
    Bazı markaların, bazı modellerin zaman içerisinde değişmesi, eskiye olan değerin azalmasına sahip oldu. Artık “Kullan at” dönemini yaşıyoruz.
    Ancak bazı şeyler vardır ki ne eskisi ne de yenisi kullanılır. Zaman ve adetler bazı şeyleri hayatımızdan çıkarır. İşte bunlardan biri de saattir.
    Zamanın ölçülmesinde en büyük payı alan saat artık eski özelliğini taşımayıp tamamen bir “aksesuar” durumuna gelmiştir. Herkesin elinde bulunan cep telefonu hem bir sat, hem de takvimdir. Birçok işi onunla yapabiliyoruz. Hele bir de internet bağlantısı varsa değmeyin keyfine.
    Eşyanın çok değerli olduğu zamanlarda eşyalar arasında değeri çok olanlardan biri de saati. Özellikle “Köstekli saat” bir imtiyaz timsaliydi. Zaten çok az kişide bulunan bu saatleri taşımak her babayiğide nasip olmazdı. Hem maddi hem de manevi bir farklılık göstergesiydi.
    Bundan yarım asır önce evlerde bulunan çalar saatlerin dışında çok az kişide bulunan köstekli saatleri sadece erkeler kullanırdı. O zamanlar takım elbiseler yelekli olurdu. Köstekli saatler ceketin bir yerine zincirle bağlanır, saat kısmı ise yelek cebine yerleştirildi. Saatin olduğu kısma kadifeden kese yaptırmak ayrıca bir farklılıktı.
    Özellikle orta yaş erkeklerin ara sıra cebinden çıkarıp, göbek hizasına kadar getirdiği saatlerinin kapağını açarken çıkan “tık” sesi vaziyete daha bir anlam kazandırırdı. Sonra önce saatin kapağını kapatır, daha sonra da kadifeden kılıfına yerleştirip yeleğinin cebine itina ile bırakırdı. Saatinin kapağı açılırken çıkan “tık” sesi kapağı kapatırken de duyulurdu.
    En meşhur köstekli saatler arkasında “şimendifer” motifi olan saatlerdi. TCDD tarafından tasarlanan bu köstekli saatlerin en tanınmışı “Serkisof” marka saatlerdi.
    Her şey önce kol saatlerinin yaygınlaşmasıyla değişti. Kol saatleri köstekli saatleri tarihe havale etmeye hazırlanırken, ardından “dijital” ekranlı saatler de “kurularak” kullanılan saatleri hayatımızdan aldı. İşin içine pille çalışan kol saatleri girince kurularak çalışan saatler hayatımızdan çekildi.
    Kol saatleri hâkimiyetini uzun süre devam ettirdi. Ta ki cep telefonları çıkana kadar. Hani “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” sözü benzeri, cep telefonları çıktı saatler hayatımızdan el etek çekmeye başladı.
    Günümüzde çok önemli markalar hala kol saati üretiyorsa da onları zamanı ölçmekten çok bir “aksesuar” olarak kullanıyoruz. Köstekli saatler ise çoktan tarihteki yerini aldı.
    Ne demişler atalarımızın “Kendi gitti adı kaldı yadigâr” dedikleri durum gerçekleşti.
    Hele o köstekli saatleri bir biriyle yarıştırılması, onların kurulması ve kalitesini anlamak için kulağa tutulup dinlenmesi yok mu? Ayrı bir yazı konusu. Maalesef şu ana kadar yazdıklarımız bile günümüze ne kadar uzak şeyler.
    Zaten zaman o kadar hızla geçiyor ki hangi saat onun hızına yetişebilir.