Bugün, 28 Haziran 2022 Salı

Zeki ORDU


MART PENCEREDEN BAKTIRDI

MART PENCEREDEN BAKTIRDI


Beş sınıfı bir arada tahsil görmenin faydalarından biri de hoca üst sınıflarla konu işlerken sizin de duymuş olmanızdır. Ben sınıfta bulunan çağlar şeridi ile mevsim şeridini gördüğümde okumayı daha öğrenememiştim.

Çağlar şeridindeki mantık olarak anlıyordum da mevsim şeridinin biraz hayali buluyordum. Hatta inanmıyordum.

Mevsim şeridinde temsil edilen mevsimler ve onları meydana getiren aylar neye göre, hangi bölgeye göre düşünülmüştü bilmem ama hiçbir zaman aslıyla bir ilgisi yoktu bana göre.

Sonbahar; eylül, ekim ve kasımdan ibaretti. Ancak zamanın radyosunda daha aralık ayı gelmeden kar haberleri geliyordu ülkeden. Gazeteler ekim ayında Akdeniz sahillerinde denize giren turist fotoğrafları neşrediyorlardı. Yani hayali bir şeydi mevsim şeridi.

 

Bu anlayış bizi bir “fikri sabite” götürüyordu aslında. Mart baharın ilk ayı idi o şeritte ve yaprak açmış ağaçlar vardı. Birçok çiçek de açmıştı etrafta. Sanki yazın başlangıcı gibi bir tesir bırakıyordu üzerimizde. Ancak her sene sükûtu hayale uğruyorduk. Çünkü mart ayı soğuk geçiyordu.

Kış denilince akla kar mı yoksa soğuk mu geliyor tartışması bir yana Karadeniz’de mart her zaman kışa daha yakın mevsim olmuştur. Bazı bitkilerin yaprak açması vaziyeti değiştirmiyordu. Biz üşüyorduk.

Mevsim şeridin nesil üzerindeki olumsuz etkisini başka bir konuya bırakmak gerekiyor. Çünkü insanların “Sıradan ve sürüden” olmasını sağlıyor bir nevi “Biz nasıl istersek sizi öyle düşündürürüz” mantığını dayatmadan kabul ettiriyordu. Çok yanlış bir şeydi.

Bu arada şimdikileri “Kocakarı ayları” dediği takvim aslında ülkemizde de kullanılmıştı. Yani Rumi diye adlandırılan bir takvimdi. O da Miladi takvim gibi 365 gün altı saatten ibaretti. İki takvim arasında 13 gün fark vardı. Rahmeti büyükanam bize öğretirken “Sizin ay 14 olunca bizim ay yeni giriyor yani biri oluyor” derdi.

Bu durumda eskilerin mart ayının girmesi için Miladi takvime göre takvimlerde martın on dördü girmesi gerekiyordu. Kısaca martın yarısına kadar kıştı. Doğrusu da buydu.

Her sene mart girdiğinde herkes baharın geldiğine dair bir inanışa sahip oluyordu. Aldığımız eğitim ile hakikat tersti ve güvenleri örseliyordu.

Mart ayı halk arasında dikkat edilmesi gerekli bir aydı. Çünkü martın dokuzu “saylı günler” hükmündeydi. Çiftçiler ve balıkçılar mart ayının dokuzundan sonraki bir haftayı tedbirli geçirirlerdi.

Özellikle bölgemize en çok ocak ve şubat aylarında kar yağar, kışın diğer ayları diğer aylara göre daha soğuk geçerdi. Okullarda “bahar” olarak öğrendiğimiz mart ayı ise kış aylarına rahmet okutacak kadar soğuk olurdu da biz yine ona ilkbahar derdik. Kandırıldığımızı fark etmeden…

Son zamanlarda mevsim şeridi sınıflardan kaldırıldı iyi de oldu. Artık mevsimleri kişiler kendileri tespit ediyor.

Şubatın ilk yarısından sonra kar Karadeniz’e nadiren yağar. Şubattan sonra, kasımdan önce kar yağması bölgemiz için adetten değildir. Ne zaman mart veya nisan aylarında kar yağsa çocuklar başta olmak üzere bütün ev ahalisi pencereye çıkarak bu fevkalade anı seyre dalar. Çünkü az görülen bir durumdur.

Bu sene de (2022) mart ayında yerleri örtecek kadar kar yağdı. Değil pencerelere çıkmak, millet kendini sokakta buldu. Kısaca; martta kar yağar ise, pencereden baktırır…

Yazımızı Recaizade Mahmut Ekrem’in bir mısraı ile bitirelim:

Geldi ammâ n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok!