Bugün, 4 Aralık 2021 Cumartesi

Selim EROĞLU


MİHRİCAN MI DEYDİ, GÜLÜN MÜ SOLDU?

MİHRİCAN MI DEYDİ, GÜLÜN MÜ SOLDU?


    “Ne zaman bir köy türküsü dinlesem şairliğimden utanırım” diyor, ünlü şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu.
       Öyle anlamlı, öyle mânidar, öyle felsefi türkülerimiz var ki insan şairliğinden, edipliğinden, kalem erbabı olmaklığından hicap duyuyor, acziyetini idrak eder hale geliyor. Şair ne kadar da haklı.
       Ben de aynı halet-i ruhiye içerisindeyim. Ben daha ziyade türkülerimizin sözleriyle meşgul oluyorum.
       Uzun zamandır bir türkünün sözlerine kafa yoruyorum. Okuyorum, dinliyorum, işin içinden çıkamıyorum. Şu ana kadar meramımı giderecek birine rastlamadım. Ta ki sosyal medyada bir paylaşımı görene kadar. Ne kadar sevindim bilemezsiniz. Kendimi adeta suyun kaldırma kuvvetini bulmuş Arşimet gibi hissettim.
      Yozgat'tan derlenen türkünün ilk iki dörtlüğü şöyle:
       Mihrican mı değdi, gülün mü soldu?
Gel, ağlama garip bülbül, ağlama
Felek baştan başa kimi güldürdü?
Gel, ağlama garip bülbül, ağlama
    Şakı benim şeyda bülbülüm şakı
    Bu dünya kimseye kalır mı baki
    Sana mı deydi feleğin oku?
    Gel ağlama garip bülbül, ağlama
    Türküde, her kimse, bülbüle sesleniyor. Mihrican mı deydi gülün mü soldu, diyor.
      Bilindiği üzere garip bülbül güle  aşıktır, ömrü, aşkını güle ifade etmekle geçmiştir. Garip ve yanık sesli olmasının sebebi de aşkıdır. Gül solunca bülbül garip olur. Garip kimdir, sevdiğini kaybeden, kimsesi kalmayandır.
       Mihrican nedir, nasıl deyer, deyince güller niye solur? İşte işin püf noktası burası. Daha doğrusu anlamına vakıf olamadığım yer burası.
       Öyle anlaşılıyor ki Mihrican , türküde kelime anlamıyla değil tarihi ve mitolojik anlamıyla kullanılmış. Bu bilemeyince işin içinden çıkılamıyor.
       Mihrican, Farsça bir kelime ve kelime anlamı, dost, sevgili demekmiş. Anlamı, telaffuzu, çağrışımı… çok beğenilmiş olmalı ki memleketimizde 4223 kıza Mihrican ismi verilmiş. Kayıtlar böyle söylüyor. Türküde geçen Mihrican'ı özel isim olarak düşünsek, niçin bülbülün sevdiği güle deyip solmasına sebebiyet versin? Kaldı ki dost bunu yapmaz. Yaparsa Mihrican olmaz.
       İşin sırrını çözdüm dediğim püf noktası, Mihrican'ın burada sonraki anlamları. Mihrican, İranlılar'da sonbahar anlamına geliyormuş. Bir de, gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Eylül gününe de Mihrican deniliyormuş. İnanışlarda Mihrican o kadar önemliymiş ki, gece ile gündüzün eşitlendiği yedi güneş ayının on altıncı gününden başlayarak altı gün kutladıkları bayrama da ad olmuş, Mihrican Bayramı.
       Şimdi türkünün ne mana ihtiva ettiğini daha iyi anlamış oldum. Güller, ilkbaharda açar, sonbaharda solar. Gülün solması, ona aşık olan garip bülbülün kışı hüzünle geçirmesi, büyük bir sabırla ilkbaharı beklemesi demektir. Aşığa yine hüzün düşer. O yüzden “melali anlamayan neyle aşığına değiliz” diyor Ahmet Haşim.
       Mihrican deyince, bülbülün gülü solunca, garip bülbüle feleğin oku deymiş olur.
       Feleğin okunun deymediği olmaz. Kul kaderini yaşar. Şair, bülbülü teselli ediyor. Yaşadıkların sürpriz olmasın. Bu dünya, kimseye baki kalmaz. Hayatın kanunudur, felek baştan başa bir kimseyi güldürmez. Baştan sona mutluluk olmadığı gibi baştan sona hüzün de yoktur. En umulmadık anda hüzün, en beklenmedik anda mutluluk peyda olur. 
       Kader çizgisine riayet etmek, hayatı olduğu gibi kabul etmek mümin olmanın şiarındadır.
       Mihrican değer, güller solar. Solan güller nevbaharda yeniden hayat bulur. Ne de olsa kışın sonu bahardır. Sabretmesini bilene.