Bugün, 26 Mayıs 2022 Perşembe

B.Rahmi ÖZEN


SANİN ELİNE BATAN DİKEN, YÜREĞİME BATAN HANÇERDİR

SANİN ELİNE BATAN DİKEN, YÜREĞİME BATAN HANÇERDİR


    Yunus; 'Konuşmayacak mısın?' Diye soruyor, Bağban'a.
    Konuşmuyor, Bağban. Dilsiz kesilmiştir, tepeden tırnağa. Gözlerini ayakucuna düşürüyor ve yüzünü ekşitiyor, Yunus'a. 
    Yunus;
    'Belli ki senin kalbin kırılmış, bir şeye.' diyor. Sonra tekke adabıyla bir daha sesleniyor, lal ü ebkem Bağbana:
    'Ben, senin yarana merhem olmak istemiştim. Hoşnutsuzluğuna, yüzünün ekşiliğine bir anlam veremedim, Bağban kardeş!' Diyor.
    'Önce elime diken batır ki, ondan sonra merhem ol!' Deyip kaşlarını çatıyor, Bağban. Deminkinden daha bir ekşiyor, öfkeli, somurtkan yüzü.
    Yunus, ipek yumuşaklığındaki sesiyle:
    'Kardeşimin eline batan diken, benim yüreğime batan hançer olur, bre!' Diyor. 'Sen, gülün dikeniyle değil, gülün tozuyla dahi incinmeyesin, hay kardeşim     Bağban!' 
    Bağban, içindeki zapt edilmez ben'in irkilmesine izin veriyor ve kibrin de kibrinde bakıyor, ışık saçan gözlere:
'Hay toprak dola konuşan ağzına…' Diyor, sokan dili.
'    Kendi kendime derim ki,' Diyor, Yunus. 'Hey miskin Yunus, erenlere kibirlenme toprak gibi ol; her şey topraktan biter, gülşendir toprak bana.' 
    Bağban'ın bu kez, avazı değil, gözleridir, konuşan. 'Kibir ve ene' yüklüdür, tepeden tırnağa. Ne dese, hangi şeker sözcüklerle konuşsa bakmıyor, Yunus'a.
    Kibir, şeytan işidir. Ve insan ki bir damla menidir aslı. Su ve toprakla yoğrulmuştur, mayası. Neyin kibrinin peşindedir şu insanoğlu? 
        Bağban, tanımsız bir kinle bakıyor, Yunus'a. Sanki gökten şimşekler dökülmekte yeryüzüne.
    Oysa Mü'minin yüzü gülmeliydi Mü'mine. Bulutsuz bir havada arı duru bir güneş gibi parlamalıydı. Gül aşılarken ümit de aşılamalıydı Mü'min.  
    Yunus'un yüreği, ikircikleniyor:
Yunus, Taptuk Hünkârdan izin almak için dergâhın kapısına doğru yönelirken; Bağban da dal gibi omuzlarında bir kibir kabarışıyla Yunus'tan uzaklaşıp gülşenin öbür başına doğru yürüyor. 
    Bağban'ın gözleri, Taptuk Hünkârın biricik kızı Ceren Sultanın penceresine yöneliktir. Gözlerinde onulmaz bir acının yüklü olduğu anlaşılıyor. Ceren Sultanın penceresinin kapalı olduğunu görünce Bağban, eriyor, ufalıyor ve kuru bir gazel gibi dökülüyor.
    Yunus, ateş üstüne oturmuş gibi Bağban'a acıyor. Bağban, onulmaz bir dert yüklüyor, yüreğine de ondandır Yunus'un acıyışı. 
    Ceren Sultan, yüreğine Yunus'un gölgesi düşmüş, bir nilüfer, bir kırımızı lotus çiçeği… 
    Yunus'u her görüşünde dudakları kırmızı lotus örneği çiçek açar.
Nice fitne, nice hizip, nice vesvese gelip onun yüreğinde mekân kılmak isterken gamdan dağların altındadır, Yunus'u taşıyan yüreği.
    'Cemalin hakkı için güzelliği Yaratan Rabbim, Ceren'i gören gözlere sabır ver!'     Der, onu görenler.
    Ceren Sultanın damarındaki ateş harlanırken; Yunus, ateşin harıyla ta nerelerde yanmaktadır. Ve aşk, muhabbet demine ulaştığında Yâr ile halleşmenin ve aşka kapı aralamanın zamanı gelecektir.
'Andolsun ol geleceğe…'