Bugün, 4 Aralık 2021 Cumartesi

Yılmaz İMANLIK


SİNCAP PITIRCIK

SİNCAP PITIRCIK


(Yardımseverlik)

Karayalak, köyün aşağısında derin bir vadide ceviz ağaçlarının bulunduğu güzel bir yerdi. Tosun Paşa filmindeki Yeşil Vadi’ye çok benziyordu. Büyükler buraya Değirmenyanı da der-di. Çünkü hemen yanında bir taş değirmen vardı. Sağ tarafında gürül gürül bir dere, solunda ise nazlı nazlı minik bir çay akıp dururdu. İşte bu iki suyun ortasında dümdüz çayırlık bir yer-di Karayalak.

Burada 20 kadar ceviz ağacı vardı. Bu ağaçların bazıları çok eski olduğu için oldukça bü-yük ve iriydi. Öyle herkes kolay kolay bu ağaçlara çıkmaya cesaret edemezdi.

Ağaçların arasında çocukların oyunlar oynadığı güzel çayırlıklar vardı. Çayırlarda beyaz papatyalar, mor menekşeler göze çarpardı en çok. Cevizlerin kokusu bu çiçeklerin kokusuna karışırdı.

O zamanlar Karayalak henüz kardeşler arasında bölünmemişti. Ceviz dökme zamanı gelin-ce bütün kardeşler çocukları ve eşleri ile birlikte oraya gider, ceviz dökmek adeta bir bayram havasında geçerdi. Halit, Halis, Halim ve Salih kardeşler önceden hazırladıkları sırıkları yanı-na alır, ya bismillah diyerek ceviz ağaçlarına tırmanırlardı. Onlar ceviz dökmeye başlayıp, sırıkla dallara vurdukça dallardan şak şak diye ses çıkardı. Hepsi en uç dallara bile korkmadan gider, cevizleri temiz bir şekilde dökmeye gayret ederdi. Zaten o sülalenin erkekleri ceviz dökme konusunda bayağı meşhurdu. Bu iş için ta Niksar’a bile giderlerdi. Köyde cevizlerini döktürmek isteyenler de genelde onları çağırırdı.

Onlar ceviz dökerken eşleri ve çocukları da beri taraftaki çayırlıkta oturur, çocuklar oyun oynar, kilimlere yiyecekler serilirdi. Bütün cevizler döküldükten sonra iyice yorulmuş ve acıkmış olan adamlar, sofraya oturur, iştahla yemekler yenirdi.

Herkes karnını doyurduktan sonra eline bir sepet alır ve cevizleri toplamaya başlardı.

Çocuklar için ceviz toplamak ayrı bir eğlenceydi. Onlar da küçük sepetleri eline alır, ken-dilerince ailelerine yardım ederdi.

Bütün cevizler bir yere toplanır, birlikte ayıklanır, sonra da kardeş payı yapılırdı.

Yine böyle bir gündü…

Onlar cevizleri dökerken kayaların arasından gizli gizli onları izleyen sincaplar da sabırsız-lık içindeydi.

Sincap Pıtırcık neredeyse yerinde duramıyor, bir an önce o taze cevizlerden yemek için can atıyordu. Annesi onu zor zaptediyor, kuyruğundan çekerek:

-Pıtırcık, lütfen sabırlı ol! diye uyarıyordu.

-Of anne ya, şu cevizlere baksana! Kıtır kıtır nasıl da yenir onlar offf offf!

-Bu işin zamanı var, hele onlar cevizlerini alıp gitsin, geride kalanlar bize yeter de artar bile.

-Ya hiç bırakmazlarsa… Ya hepsini götürürlerse…

-Mutlaka bırakırlar, merak etme sen.

Pıtırcık oflaya puflaya somurtarak annesini dinledi.

Pıtırcık sincap ailesinin en küçük yavru-suydu. Kahverengi yumuşacık tüyleri vardı. Göz-leri çakmak çakmaktı. Uzun kuyruğu neredeyse bedeniyle yarışıyordu. Hele keskin dişleri… O dişlerle öğütemeyeceği fındık, ceviz olmazdı.

Akşama doğru herkes payına düşen ceviz çuvalını yüklenip Karayalak’tan evine doğru yollandı...

Onlar gidince Pıtırcık yerinden bir ok gibi fırlayıp ceviz ağaçlarının dibine gitti. Heyecanla sağa sola koşmaya başladı ama bir türlü cevizleri bulamadı. Sinirli sinirli annesine seslendi:

-Anne, hiç ceviz bırakmamış bunlar ya! Hepsini götürmüşler.

Annesi gülümsedi.

-Dikenlerin içine doğru gel Pıtırcık.

Pıtırcık, kardeşleri ile birlikte dikkatli dikkatli annesinin yanına gitti. Oradaki cevizleri görünce gözleri ışıldadı. Eline ne kadar ceviz alabildiyse hepsini bir ağacın gövdesindeki ko-vuğa taşıdı. Sonra yeniden dikenlerin içine daldı, geri kalan cevizleri de diğer sincaplarla bir bir taşıdılar.

Annesi ise suyun kenarında kalan cevizleri taşırken bir yandan da “Çalışkan oğlum be-nim!” diyerek onu cesaretlendiriyordu.

 

***

Aradan yıllar geçti. Ceviz ağaçları daha da büyüdü. Bu arada dört kardeşin her biri ülkenin farklı yerlerine dağıldı. Köyde sadece Salih Dayı kaldı. O da iyice yaşlanmıştı artık. Elinden geldiği kadar yerle yurtla ilgileniyordu ama o da bir yere kadardı. Ceviz dökmek artık onun yapabileceği bir iş değildi. Zaten ceviz ağaçları öyle kalınlaşmıştı ki artık onlara çıkmak hiç kolay değildi.

Önce ceviz bahçesi kardeşler arasında bölünmüştü. Her kardeşe 4-5 ceviz ağacı düştü. On-lar da ceviz zamanı zaten gelmediler. Böylece ağaçlar kendi kaderlerine terk edildi.

Yıllar geçtikçe Karayalak’ta otlar ve dikenler öyle büyüdü ki bırakın çocuklara oynamaya yer bulmayı, içinde kolaylıkla yürünemiyordu bile. Eski neşeli günlerden eser kalmamıştı. Şimdi bir savaş sonrası viran olmuş bir şehri andırıyordu. Zaten kardeşler önce fiziki olarak birbirinden kopmuş, bu kopuş peşinden duygusal kopmaları da getirmişti. İşte Karayalak da bu parçalanmadan nasibini almıştı.

Öte yandan bizim Pıtırcık da geçip giden yıllardan iyice etkilenmişti. Evlenmiş, çocukları olmuş ve hayli yaşlanmıştı. O yaşla haliyle Karayalak’ın o eski neşeli günlerini özlüyordu. Şimdi neredeyse bütün cevizler onlara kalmasına rağmen Pıtırcık buna o kadar sevinemiyor-du. O, ceviz ağaçlarının dibinde koşan, oyun oynayan çocuk seslerini, ceviz dallarından çıkan şak şak seslerini, kayaların arasından insanları ürkek ürkek seyretmeyi özlemişti.

Ama her şeye rağmen hayat devam ediyordu. O eski günler artık yaşanmıyor diye hayata küsmek olmazdı. O, bir aile geçindiriyordu ve sorumlulukları vardı.

Pıtırcık'ın, yavruları için ceviz toplaması gerekiyordu. Ancak o yaşlı haliyle tek başına di-kenler ve çalılarla mücadele etmesi zordu. Ağır adımlarla çalılıkların arasında yürümeye baş-ladı. Ceviz ağaçlarının bazıları kesilmiş bazıları ise kendiliğinden yıkılmıştı. Yerde yatan kü-tüklere baktı, içi burkuldu. Hâlbuki o ağaçların dallarında çocuklar salıncak kurup nasıl hava-lara uçarlardı. Şimdi sadece yorgun çayın çıkardığı cılız bir su sesi vardı etrafta.

Pıtırcık kısa sürede yorgun düşmüştü. Belki de onu yoran yaşlılık değil kafasındaki geçmi-şe ait düşüncelerinin ağırlığıydı.

Bulduğu birkaç cevizi taşımakta zorlanıyordu. Cevizleri tek başına taşıyamayacağını anla-yınca yerdeki kütüklerden birine yaslandı. Kendi kendine: “Galiba artık benden iş geçmiş.” dedi. Orada belli bir süre bekledi. Hemencecik uykusu gelmişti.

Pıtırcık'ın geç kaldığını fark eden yavru sincaplar telaşla onu aramaya çıkmışlardı. Etrafa baktılar, babalarını bulamayınca daha da telaşlandılar. Neden sonra onu kütüğün dibinde öyle yorgun argın görünce çok korktular, hemencecik yanına koştular.

Pıtırcık onları görünce çok sevindi, kendine geldi.

-Gelin yavrularım, yardım edin de şu cevizleri yuvamıza götürelim, dedi.

Yavru sincaplar birer ikişer ceviz alıp yuvalarına doğru giderken Pıtırcık onlara nasihat ediyordu:

-Yardımlaşmanın önemini gördünüz değil mi? Siz gelip bana yardım etmeseydiniz belki de o kütüğün yanında kalacaktım. İşte yavrularım, bu cevizlik de eskiden öyleydi. Hep birlikte yardımlaşarak toplanırdı bu cevizler. Şimdi ise o yardımlaşma, birlik beraberlik olmadığı için Karayalak da öksüz kaldı, kaderine terk edildi. Siz siz olun hayatta daima başkalarına yardım edin. Yardım etmek insanı mutlu eden en güzel davranışlardan biridir…