Bugün, 27 Ekim 2020 Salı

Zeki ORDU


TAHTA TRİPOD

TAHTA TRİPOD


Çocukluğumu hatırlıyorum da ne zorlu günler geçirmiş büyüklerimiz. Hayatta kalmak için, ayakta kalma mücadelesi vermiş.

Her şey hayatını idame etmek üzere kurulmuş bir düzen.  Bundan yarım asır önceden bahsediyorum.

Ben köydeydim. Her şey eve girecek ekmeğin mücadelesi içindi.  Belli zaman sonra köye bir ilkokulun açılacağı haberi geldi. Daha önce nasıl bir şey olduğu bilinmediği için köylü meraklıydı.

Ve ben o yıl ilkokula verildim küçük yaşıma rağmen.

Rahmetli dedem kitap ve defterlerimi rahat götürmem için “muşamba” dedikleri bir su geçirmez bir bezden tek gözlü bir torba diktirmişti. Günümüzün süslü çantalarının piyasaya çıkmasına çeyrek asır vardı daha.

Ev aletlerini kendi yapardı köylü. Bozulunca tamir ederdi. Günümüzün “kullan at” modeli yoktu yani.

***

Bu uzun girizgâhtan sonra mevzuya dönelim.

Haber AKS TV’de Azmi Taşdan ile “Genç İfade” adlı programa katılan Mehmet Alp Güven’in bir sözü üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Program konusu “Halk Kültürü”       üzerineydi. Programa katılan Termeli halk şairi Azmi Taşdanın yanında amatörce kültürel programlar, radyoculuk, belgesel çekimi ve buna benzer radyo, televizyon,  basın ve yayınla ilgili programlar yapan Mehmet Alp Güven de katılmıştı.

Programın bir yerinde Mehmet Alp Güven; o zaman öğretmenlerinin verdiği bir projeyi gerçekleştirmek için, Terme’de Pazar Camii ile ilgili bir belgesel çekimi planlamış olduğunu söyledi.

Bu konuda hiçbir teknik donanımın olmadığını, çekimi bile telefon ile yapmaya çalıştıklarını belirtti. İşin en hem hazin, hem de takdir edilecek yeri, çekim için gerçek “tripod” sahibi olmadıklarından tripodu tahtadan yaptıklarını söyledi.

İşte o zaman yazının girişinde belirttiğim konu aklıma geldi.

O zamanlarda birçok eşyayı kendimiz yapardık. Ve iki binli yılların ilk çeyreğinin sonuna doğru bunun bir örneği daha gerçekleşmiş oldu.

***

Öncelikle Mehmet Alp Güven’i tebrik etmek lazım. “Gayret kadere yakındır” diye bir söz var. Bütün mesele imkânsızlıklar içinde bir çözüm üretmek. Şunum eksik, bunum noksan diye mazeretlere sığınanların bir şey elde etmeleri mümkün değil.

Gördüğümüz üzere Mehmet Alp Güven önce kendine güveniyor. Sonra yapacağı işi planlıyor. En önemlisi ise ders alması gerekli kişilerden sorup öğreniyor. Yaptığı iş içinde bir kibir alameti göstermiyor. Tevazu sahibi biri.

 Bir mısrada şöyle demiş şair:  “Mütevâzı’ olanı rahmet-i Rahmân büyütür.”

Bugün tahtadan tripod yapan kişi yarın tam teçhizatlı bir ekip ile daha büyük işler başarır.

“Fildişi kulede oturanlar”  işin “künhüne vakıf” olamazlar. Bugün sokağı bilmeyenlerin ellerine hangi alet ve edevatı verirseniz verin ya başarılı olamaz ya da milleti hor görür.

Bugün el ile yapılan o tripot mana itibariyle teknoloji harikası cihazlardan daha üstündür. Çünkü taşıdığı bir ruhu vardır. 

Dününü bilmeyenler, yarınlarını bugünde kaybeder.

Mehmet Alp Güven’i bir defa daha tebrik eder, başarılı eserlere imza atmasını temenni ederim.