Seyfi GÜNAÇTI


Tasavvufun Kapıları

Tasavvufun Kapıları


Tasavvuf; İslâmî esaslar dairesinde ahlâk üzere yaşamaktır. Tasavvuf ehline mutasavvıf denir.
Bir mutasavvıf tasavvufu şöyle tanıtmıştır:
“Tasavvuf; ne şekildir, ne ilimdir. O, sadece güzel ahlâktan ibarettir.”
“Tasavvuf, sadece edepten ibarettir” diyenler de olmuştur. Edep; bugün en çok ihtiyacımız olan, sokaklarda arayıp da kolayca bulamadığımız, nadiren rastladığımız saygın özellik. 
Tasavvufta dört kapı vardır:
1.Şeriat Kapısı, 2.Tarikat Kapısı, 3.Marifet Kapısı, 4.Hakikat Kapısı.
Bir kıssa.
Öğrencilerinden biri ünlü düşünür Mevlâna'ya sorar:
“Hocam, bu dört kapı meselesini tam anlayamadım. Benim anlayacağım şekilde anlatır mısın?”
Mevlâna, asırlara damgasını vurmuş Mevlâna. Her sözü bir öğüt olan Mevlâna. Yolunu kaybetmiş nicesine yol gösteren, ışık olan Mevlâna. O, meseleyi bizim gibi anlatmamış. Öğrencinin yaşayarak, görerek öğrenmesini istemiş:
“Şimdi bak! Şu karşı medresede dersini çalışan dört kişi var. Onları rahlelerine eğilmiş çalışıyor halde göreceksin. Sen şimdi git sıra ile hepsinin ensesine çok kuvvetli olmayan birer şaplak at. Sonra yanıma gel. Ben konuyu sana ondan sonra anlatacağım” demiş.
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir şaplak atmış. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkmış ve kendisine vurana bir tokat da o atmış. Şaplağı atanın canı yanmış ama kavgaya tutuşmamış, hocasının dediklerini yapmaya devam etmiş. Ders çalışan ikinci kişiye de arkadan bir şaplak atmış. Şaplağı yiyen hemen ayağa dikilmiş. Kendisine vurana bakmış. Tam karşılık verecekken aklına hocasının bir öğüdü gelmiş. Kendisine vurana vurmaktan vazgeçmiş ve yerine oturmuş.
Öğrenci, görevine devam etmiş. Ders çalışan üçüncü kişiye de arkadan bir şaplak atmış. Üçüncü kişi şöyle bir kafasını dönüp bakmış, kendisine vuranı görmüş ama karşılık vermeden çalışmasına devam etmiş. 
Sıra dördüncü kişiye gelmiş. Öğrenci ona da bir şaplak atmış... 
Şaplağı yiyen nasıl mı tepki vermiş? Bu konuya az sonra değineceğim.
Öğrenci geri dönmüş ve olanı biteni Hocası Mevlâna'ya anlatmış. Mevlâna olanları şöyle yorumlamış:
“İşte aradığın örnekler.
Birinci kişi, henüz şeriat kapısını geçememiş kişidir. Şeriatta kısasa kısas olduğu için bu kuralı uyguladı, şaplağı yiyince kalktı o da sana aynısını iade etti.
İkinci kişi, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı. Tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisindeki şu söz aklına geldi: “Sana kötülük yapana bile sen iyilik yap.” Onun için sana vurmadan döndü ve oturdu.
Üçüncüsü ise marifet kapısına kadar gelmiştir. İyiliğin de kötülüğün de Yaratan'dan geldiğine inanmıştır. “Yaratan bu kötülüğe hangi kötü kulunu sebep kılmıştır” diyerek merakından dönüp baktı. Seni görünce de bir karşılık vermeden işine devam etti.
Dördüncüsü…”
 İşte orada durunuz. Ben de durdum zaten. Şaplağı yiyen dördüncü öğrencinin tepkisini yazmadım. Ancak bu, kıssayı aldığım kaynakta yazıyor. Mevlâna dördüncü öğrencinin durumunu nasıl yorumlamış? O da kitapta mevcut. Fakat ben onu da yazmadım. Neden yazmadım?
Şaplağı yiyen dördüncü öğrencinin tepkisi bana normal gelmediği gibi, Mevlâna'nın yorumunu da tam olarak anlayamadım. Benim anlayamadığım bir şeyi de sütunlarıma almayı uygun bulmadım. Mevlâna Hazretleri hayatta olsaydı ona sorar açıklamasını sizinle de paylaşırdım. Fakat böyle bir şansımız yok. 
Peki, buradan nereye varacağız?
Demek Hakikat Kapısı, kolay ulaşılacak bir menzil değildir. Onun hakikatini anlamak da kolay değildir. Öyle ise, mutasavvıflar kadar olmasa da ahlâk ve edep üzere yaşamaya, karşımızdakine hoşgörü ile ve nezaketle davranmaya gayret göstereceğiz. 
Takdir Yüce Mevlâ'dandır.