Bugün, 28 Haziran 2022 Salı

Selim EROĞLU


TEKELLE / TEK ELLE

TEKELLE / TEK ELLE


Yine mesleğimin ilk yıllarıydı. Yatılı okulda öğretmenlik yapıyordum. 12 Eylül olalı bir hayli zaman olmuştu ama izleri hala devam ediyordu.

Okullar sık sık, sıkı sıkıya teftiş ediliyordu. Yukarıdan aşağıya ne varsa didik didik gözden geçiriliyordu.

Öğretmen Liseleri için ayrı bir teftiş uygulaması vardı. Diğer okullardan farklı olarak ta Ankara’dan Bakanlık Müfettişleri gelip okulu denetliyorlardı.

Ankara’dan müfettişler gelmiş, bir hafta boyunca okulumuzu her yönüyle teftiş etmişlerdi.

Teftiş esnasında okulumuz konferans salonunda bir program icra ediliyordu. Programa idare, öğretmen ve öğrencilerin yanı sıra müfettişler de iştirak ediyordu. Müfettişler olunca haliyle biraz daha dikkat etmek gerekiyordu. Zira teftişten geçiyorduk. O zamanlar müfettişlerin yaptırım gücü daha fazlaydı.

Müfettişlerin , yaşı kemale ermiş kimselerdi. Gün görmüş, feleğin çemberinden geçmiş ve tecrübeli insanlar oldukları hallerinden anlaşılıyordu. Ben, o zamanlar daha genç sayılırdım.

Program başlamadan önce, salonda kendimize göre bir plan yapmıştık. Öğretmenler olarak müfettişleri salonun girişinde ayakta karşılayacak, hoş geldiniz diyecek, tebessüm edecek ve ellerini sıkacaktık.

Salonun hemen girişinde merasim bölüğü gibi sıra sıra dizildik. Müfettişler sıra ile içeriye girmeye başladılar. Kendilerine hoş geldiniz, diyor, tebessüm ediyor ve ellerini sıkıyorduk. Onlar da bu insani davranışımızdan çok hoşnut olmuşlardı. Bu arada müfettişlerle aramızda ufak tefek de olsa konuşmalar geçiyordu.

Karşılıklı memnuniyet zirve yapmıştı.

Merasim bölüğünün başında bulunan müdür yardımcımız Mussafa Özgür, bir müfettişin elini gayrı ihtiyari ik ellle sıktı. Bir nevi musafaha yapmış oldu. Müfettiş bu davranışa belli belirsiz ‘’ tekelle’’ diye mukabelede bulundu. Cümlemiz ve de Özgür Hocam, Müfettiş Bey memnuniyetini izhar ediyor ve soy ismiyle kendini takdim ediyor diye hayra yorduk.

Haliyle Özgür Hocam da bu sıcak ilgiye, memnun oldum efendim, ben de Mustafa Özgür diye mukabalede bulundu. Çoğumuz da aynı minval üzere devam ettik, uygulamayı bozmadık.

Meğer durum bizim sandığımız gibi değilmiş. İşin sırrını sonradan öğrendik.

Müfettişler, programdan sonra hemen Müdür Bey’e koşmuşlar. Durumu rapor etmişler. Öğretmenlerin bazıları elimi iki elle sıktılar ve camiden çıkar gibi musafaha ettiler, demişler. Haliyle anlık gelişen bu durumdan meğerse hiç hoşnut olmamışlar.

Ben , elimi iki elle sıkmayın, tek elle sıkın diyorum; onlarsa dalga geçer gibi, memnun oldum, ben de falanca , diyorlar , diye feveran etmişler.

Müdür Bey, uzun süre bu hadiseyi diline doladı. Ne zaman bir sohbet, bir toplantı olsa kinayeli bir şekilde konuyu buraya bağladı.

Aradan yıllar geçti. O gün bugün tatlı bir hatıra olarak aramızda yaşamaya devam ediyor.

Oysa bizim bir art niyetimiz yoktu. Bilakis Anadolu insanının sıcaklığını, muhabbetini, misafirperverliğini… göstermek istemiştik. Zaten anlık vuku bulan bir durumdu.

Bunda yanlış anlayacak ne vardı.

Oluyormuş demek ki…