Bugün, 28 Haziran 2022 Salı

Zeki ORDU


TENHA SOKAKLARDA OYUN OYNAMAK

TENHA SOKAKLARDA OYUN OYNAMAK


Tenha sokaklarda çocuk oyunları oynamak…

Çocukluğumuz farklıydı bizim. Özellikle yarım asrı ardında bırakmış kişiler bilir tenha sokaklarda oynamanın zevkini.

Ülke nüfusunun ve betonun az olduğu zamanlardı.

Kapıdan çıkar çıkmaz mavi göğün altında, yeşil çimenlerin üzerinde geçen bir hayatımız vardı. Kahverengini tarla kazılınca görür, şehirlerarası yolun siyah olduğunu yola çıkınca anlardık. Bazen gökyüzünde beyaz, bazen de kül rengi bulutlar olurdu.

Mahalle arası yollarda irili ufaklı taşları büyüklerimiz; gelen geçene tebelleş olması diye bir kenara koyarlar, onlar da orada yolu gözlerdi.

Bazı evlerin sıvaları, bazı evlerin boyaları dökülmüş vaziyette olurdu. Kapılar ve pencere çerçeveleri ağaçtan olurdu. Evin temeli ve bacalar kesme taşlardan teşekkül ederdi.

Bahçelerin dışında bile yol boyu muhtelif ağaçlar bulunurdu.

Mahalle ve köyde bulunan ve çoğu tam yaşıt olmayan çocuklar olarak sokakları oyun alanı olarak kullanırdık. Dört tekerli homurtulu demir parçaları daha arzı endam etmemişti.

Sokalar evlerimiz kadar tekindi yani. Mahalle ve köyümüzde yabancı olmazdı. Olsa bile birini aramak için olurdu ki zaten onlara kimi aradıkları soran abilerimizi ve dayılarımız olurdu.

Evlerimiz hususi sokaklarımız ortaktı.

Gün boyu beraber olan akranlarımızla oyunlar oynardık. Misket, körebe, uzun eşek, saklambaç, çelik-çomak…

Daha sonra bir bezin içi çaputlarla doldurularak top yapılırdı. Kendi imalatımız o topla futbol oynardık. Voleybol ve basketbol oynayan çocuklar şehirli hükmünde sayılırdı.

Bütün ağaçlar bizimdi. Bütün meyveler ortaktı. Değirmenimiz, mektebimiz, camimiz, çeşmemiz, köprümüz… Çok ortak yanımız vardı.

Gökyüzü ortaktı. Ayrıca temizdi.

Derelerimiz ortaktı ve suları berraktı.

Pınarlarımız ortaktı ve suları duruydu.

Mutlu çocuklardık.

Ne yağmurlar ıslatabilirdi bizi, ne karlar üşütürdü. Güneş bile yakmazdı bizi. Rüzgârlar sadece ağaçların yapraklarını hareket ettirirdi. Savaşta çıkmazdı sokaklarda. Kimse bombalamazdı.

Şehre gişen otobüsün yeri belliydi. Haftada bir hareket ederdi.

Zamanla evler betondan yapılmaya başlandı. Kapı ve pencerelerde ağaçlar yerini önce metallere, sonra da plastiklere bıraktı. PVC denilen nevzuhur keşif ahşabı yurdundan etti.

Atariler, bilgisayarlar girdi hayatımıza. Sonra klavye ile kavga eder olduk. Petekler haneleri değil, odaları ısıtıyordu.

Sokaklar tenha değildi. Tekin de değildi.

Sokaklar mazisine hasretti artık. Kimse sokaklarda oyun oynamıyordu.

Günümüzde kalabalık sokaklar arasında yalnızlaştık biz. Kuşlar bile terk etti ağaçlarımızı. Kendi kendimizi yalnızlığa iten “yenilikler” girdi hayatımıza.

Sahi biz niye yalnızlaştık?