Bugün, 27 Şubat 2021 Cumartesi

Zeki ORDU


TERMELİ PİRİNCİNİ TANIYOR MU?

TERMELİ PİRİNCİNİ TANIYOR MU?


Bazı il ve ilçeler bazı özellikleriyle tanınır.  Özellikle satıcılar bunu kullanır. Amasya’nı elması, Taşköprü’nün sarımsağı gibi.

Biz bir Karadenizli olarak bölgemizde de bazı müstahsil mamulleriyle tanınır. Rize’nin çayı, Trabzon’un ekmeği, Giresun’un fındığı, Samsun’un pirinç ve tütünü gibi. Bu arada Ordu’nun bir şeyi meşhur değildir. O meşhur olanları satın alır.

Ülkenin çok yerlerinde bu ve benzeri meşhur şeyler vardır. Bunlar tanınmışlıklarını kendi ilçe ve illerini aşarak ülke geneline yayılmıştır. Ancak bazıları bunları tescillendirmiş, bazıları da kendi kabuğuna çekilmiştir.

Tanınmak ticari olarak önemlidir. İnsanlar bir şey aldıklarında nerenin olduğunu da soruyor. Hatta bu hususta hile yapanlar bile oluyor. Kendi üretimlerini şuradan gelme, buradan gelme diye vatandaşa söyleyip, satışını kolaylaştırmak istiyor.

İşte tam da burada “markalaşmak” çok önemli. Bu durumda istismarın önüne tam olarak geçilmese de bir hayli mesafe kat edilmiş oluyor.

Gelelim Terme pirincine.  Ben Terme’ye gelene kadar bundan haberim yoktu. Tamam, hadi ben duymadı, niye duyurulmadı veya duyurulamadı?

Sayın Metin Karslı’nın 2012 yılında Arı Sanat yayınevi tarafından neşredilen “Tirebolu Hikâyeleri” adlı kitabının77’inci sayfasında şöyle yazıyor:

“Rizelioğlu Mahmut ( Dehte Mahmut) yıllarını denize vermiş cesur, çalışkan bir deniz adamı imiş. Kayık Samsun’dan yüklediği Terme pirinci, sebze, kavun karpuz ile dolu vaziyette Tirebolu barınağına yanaşır yanaşmaz içerisindeki erzağı boşaltmak için hamalbaşı Erzurumlu Eset Dayı ve elamanları hemen işe koyulup bir yandan kayığını boşalttıktan sonra…”

Buradan da anlaşılıyor ki yıllar önce Tirebolu’dan Samsun’a uzanan bir kayık ticareti yapılırmış. Yazar bu “mavna” adı verilen bu deniz taşıtının 1925 senesinde Tirebolu’da bulunan tersanede inşa edildiğini de yazıyor.

Bu demek ki Terme pirinci 1925 yılında Tirebolu’ya girmiş.  Terme Tirebolu arası 180 km olup günümüz karayolu taşıtının bile 2,5 saatte alabileceği bir yol. Artık bunu 1925 yılı yapımlı deniz taşıtıyla ne kadar sürede alındığını siz düşünün.

Yaklaşık bir asır önce (95 yıl) Terme pirinci o imkânsızlıklara göre onca mesafelere ulaşacak, aradan bir asır geçtiğinde pirinç üretimi ve tanıtımında ülkede söz sahibi olamayacaksınız. Bunu suçu ne toprak, ne pirinç…

Ülkenin neresinde olursanız olun her şeyin en güzeli insanın kendi ili veya ilçesinde olur. Zaten en güzel yer de orasıdır. Ancak kimse bunu bir adım öteye nasıl götürürüz derdinde değil.

Dünyada hala çok önemli bir tarım ülkesi olan ülkemizde, maalesef yerel müteşebbisler bazı değerlerini korumakta ve tanıtmakta yeterli adımı atmıyor. Planlı bir çalışmayla ülke dışına ihraç edilecek o kadar çok şeyimiz var ki.

Değil ihraç etmek, başkalarının ürettiği kalitesiz malları ithal ederek ağzımızın tadını bozuyoruz. Umarım birçok şeyde olduğu gibi Terme pirincinin tanıtımında çok geç kalmayız.

Termeye geldiği günden beri ağız tadıyla pilav yemeye başladım. Terme pirinci hakikaten kaliteliymiş. Bunu Tirebolu ile ilgili yazılmış bir kitaptan öğrenmiş olsam da…