Bugün, 12 Ağustos 2020 Çarşamba

Yılmaz İMANLIK


ULU ÇINAR VE PAZAR CAMİİ

ULU ÇINAR VE PAZAR CAMİİ


Bir bir sarı yapraklar düşer ulu çınarın saçlarından
Nazlı bir kelebek edasıyla konarlar ayak uçlarıma
Akan, ömrümün baharıdır yaprakların yamaçlarından
Ömrüm düşer göz açıp kapayıncaya kadar avuçlarıma.

Çınarın dallarından salkım salkım baharlar asılır
Yeşiller düşmeyecekmiş gibi, sarıların yüzü asılır
Kimi biraz erken öper toprağı kimi iyice kasılır
Yarım kalan saltanatlar rüzgârın nefesiyle yıkılır.

Umarsız bir çöpçünün süpürgesine takılır sönen hayatlar
Zaman acıyarak süzer savrulup giden nice umutları
Aynı toprak üstünde birbirine karışır bütün tatlar
Paslı bir çöp kovasına tıkar sabah, inleyen sükûtları.

Kaç ihtiyar, gençlik rüyalarına daldı gövdende her seher
Bir damla gözyaşında eridi “delikanlı çağındaki cevher”
Cılız bastonlara vuruldu koskoca ömrün ağır yükü
Çatlak dudakları yaktı, ilk aşk gecesindeki ilk türkü.

Bir şarkının son nakaratı gibi usulca yaklaşırken karanlık
Çaresizliğin ikliminde boyun büktü kuruyan otlar
Kim için çalar bu şarkı, kime göz eder yine ayrılık?
Yavaş yavaş okunur, ayın yüzünde zamana düşen notlar.

Her yaprağında bir insanın hikâyesi yatar ama okunmaz
Hep masalların peşinde koşar insan, mutluluk adına
Ama herkes için bir masal yazılmamıştır bu dünyada
Toprak kapınca çözülür düğümler ama zaman durmaz.

Pazar Camii, sonsuz bir huşu içinde bekler misafirleri
Kaç nesil geçti kapısından, kaç alın seccadelerini öptü?
Dede-torun senin gölgende dualarını beraber büyüttü.
Son kez sen gördün bahçende “bir namazlık saltanatları”

Her sabah yeni ümitlerle süzersin şirin Terme’yi
Kimler gelir, kimler gider tarihe kurulan köprüden
Ne kadar arzularsın betonlar arasında yeşillik görmeyi
Ve düşünürsün kendi kendine, yalnız zaman mıdır giden?

Şehirlerden önce yüreklere dökülür beton duvarlar
Önce gönüller betonlaşır, sonra güllere gelir sıra
Her sabah, kaldırımların kıskacında çiçekler ağlar
Gözyaşlarını silmeye yaprak kalmaz, kadem basar sırra.

Bir bir yok olup gider suya düşen kar taneleri
Zaman azgın bir nehir gibi sürekli yutar seneleri
Yolculuklar kanatlarının altında başlar sonsuzluğa
Ne yaşlar dökülür gözlerden, dillerde son dua.

Ey ulu çınar, bir gün ben de gölge isteyeceğim senden!
Gövdene yaslanmadan başlamaz benim de yolculuğum
Bir sabah bakacaksın, altında uzanmış yorgun bir beden
Beni hatırlayıp der misin “Sonunda geldin mi konuğum?”