Bugün, 28 Eylül 2020 Pazartesi

Zeki ORDU


ÜNYE'DEN ÜNYE'YE

Karadeniz'in şirin ilçelerinden biri.


    Karadeniz'in şirin ilçelerinden biri. Geçmişten günümüze uzanan bir serüvenin kısa bir serencamı… Her şehir gibi o da zaman içinde bazı değişmelere uğradı. Ve kendi seyri içinde bu günlere geldi. 
    Toprağına ilk defa insan ayağının değmesiyle mekân tutulan bu yer şimdi koskoca bir ilçe. Kim bilir bu günlere gelene kadar neler gördü ne badireler atlattı…
    Coğrafi olarak birbirine benzer pek çok ilçe vardır bölgede. Hepsi de bir tarih, hepsi de bir âlemdir… Ancak şirin Ünye nazlı bir gelin gibi durur bölgede. Nazlı ve güzel bir gelin…
İlk olarak nasıl kurulmuş, nasıl tam bir şehir hüviyeti kazanmış olduğu belli değildir her şehir gibi. Ama zaman içinde gelişerek bu günlere gelmiş olmanın haklı gururunu taşımakta.         Yaklaşık yirmi ilden büyük ve on ilçeyle aynı büyüklükte bir şehir.
    Neresinden başlamak lazım gelir bilemiyorum. Coğrafyası,  tarihi bir başka...      Caddeleri, bir başka sokakları bir başka. Mahalleleri kendine has bir dokuya, binaları kendine has bir yapıya sahip. Daha kuruluşundan beri başlayan tekâmül günbegün gelişmekte, zaman içeresinde yerini bir başkasına bırakmakta. Tarihle iç içe bir şehir. 
    Günümüze kadar gelen ve halâ kullanılan yapıları, yolları, evleri, caddeleri var.     Kullanılmayanları da. Eski köprü yenisinin yanında sükûta bürünmüş halde vazifesini yapmış olmanın gururu içinde. Her ne kadar yenisi geceleri ışıklarla aydınlatılmış olsa, biz onun yanında münzevi haldeki eski köprünün varlığını bilmekteyiz. Ve bilmekteyiz ki görmek için sadece göze ihtiyaç yoktur. Yıllarca gemilerle hasbıhal eden bu köprü şimdi martılarla yarenlik etmekte.
    Yıllar önce sabah namazına gitmek için evinden çıkan bir ihtiyar, Kadılar yokuşundan inerken, denizden yüzüne vuran bir esintinin hazzını hissettiğinde; kim bilir başka bir evde, dünyaya yeni gelecek olan bir bebeğin annesi doğum sancısı çekmekteydi. Her güneşin doğu-şuna yakın  evini terk edecek bir esnaf, evinin ihtiyacını bir kere daha hanımına sorarken, uzak yerlerden tahsilini yapmak için evini terk eden bir çocuğun ayak seslerinden habersizdir. Terminalin olmadığı o zamanlarda elindeki tahtadan valizi ile gurbete giderken, gönlünü bu şehirde bırakı-yordu.   
    Öyle bir yere kurulmuş ki; en şiddetli dalgalar kıyıları döverken, Ünye sahilleri uykuya dalmış bir çocuğun masumiyetini andırmaktadır.     Zamanın şartlarına göre yapılmış eserler insan-lara hizmet etmektedir. Kıraathanelerin sohbet mekânı olduğu zamanlar ise, günümüze çok uzak değil. Bol kepçe lokantaları, kanaat bakkaliyeleri, berberler, kavaflar ve daha nice meslek sahipleri ve meslek erbapları işlerini en güzel şekilde yerine getirir. Böyle bir geçmişten gelip ve tarihi yürüyüşünü emin adımlarla sürdürmektedir bu müstesna şehir?
    Şehrin doğusu daha “eyalet” adını almadan, “vilayet” olma arzusu hep vardı. Han Boğazında yorgun bir yolcu istirahat ederken, Çömlekçi'de ustalar çamura şekil veriyordu. Hamidiye mahallesi şehri yukarıdan süzerken, Kaledere mahallesi merkezde olmanın imtiyazlı olduğunu düşünüyordu. Serviler köyünde doğan bir kız çocuğu, yirmi yıl sonra Yiğitler köyünden birine gönlünü kaptırıyor; Üçpınar köyünden doğan bir delikanlı, Çaybaşı'ndan bir arkadaşıyla ortak bir iş kuruyordu. Ve şehrin sosyal ve kültürel çehresi her geçen gün değişiyor, ama kendine has aidiyetini koruyordu. 
    Çakırtepe'den  şehre bakmak insana, ayrı bir haz verir. Şehre hâkim olan bu mekân, şehrin bütün güzelliğini gözler önüne sermektedir. İnsana Yahya Kemal'in İstanbul için yazdığı mısraları hatırlatır. 
“ Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!”  diye başlayan şiirini…
    Şeyh Yunus tepesi ise başka bir güzelliktir Ünye için. Sadece Ünye'yi değil, komşu ilçenin sınırlarını zorlayan bir görüş açısıyla seyredersiniz etrafı. Bir yanda deniz, bir yanda şehir, bir yanda dağlar ve tepeler. Ne yana bak-sanız içinizde bir ferahlık duygusu hisseder-siniz. Şöyle etrafa bakarken bir elinizle bir yerleri işaret ederken ki duruşunuz; ordusuna yeni hedefler gösteren bir komutan edası verir. Ve oralı olmanın hazzını zerrelerinizde hissedersiniz.   
    Her şehir kendi coğrafyası ve kendi insanıyla güzeldir. Ve her şehrin güzelliğini sergileyen bir yeri vardır. Her şehrin bir sembolü, bir nişanesi bulunmaktadır. Her şehrin bir mazisi, bir tarihi vardır. Her şehrin mahalle ve semtleri vardır. Ve her şehrin bir ortak kültürü vardır. Bir beldeyi sevmek için “oralı” olmak yetmez. Bir şehri sevmek, o şehri sevilecek hale getirmek ve bunun için gayret etmek gerekir.