Bugün, 4 Aralık 2021 Cumartesi

Yılmaz İMANLIK


UZAYLI ÇOCUKLAR-2

UZAYLI ÇOCUKLAR-2


    (Geçen Haftanın Devamı)
    Tarlanın ucunda erik ve armut ağaçlarının dibinde büyükçe bir kaya vardı. Bu kaya 25. Yüzyıl dizisindeki uzay gemisine çok benziyordu.
    Bu kayayı görünce Toygar’ın aklına parlak bir fikir geldi. Madem uzay gemileri yoktu, bu kaya onların uzay gemileri neden olmasındı?
    Hemen Mustafa’ya seslendi:
    -Mustafa, Mustafa! Bak aklıma ne geldi?
    -Ne geldi?
    -Şu kayaya baksana!
    -Evet, bildiğimiz kaya işte!
    -Öyle değil oğlum, filmdeki uzay gemisine benzemiyor mu?
    Mustafa kayaya şöyle alıcı gözüyle bir daha baktı:
    -Hııı… Hakkatten benziyor!
    -Tamam işte, bu da bizim uzay gemimiz olsun, bunun üzerinde uzaycılık oynayalım. Güzel olmaz mı?
    Fikret:
    -Çok güzel olur, ben de Bili Bili olurum, dedi.
    Ali:
    -Buck Rogers ben olacağım, kimse itiraz etmesin, dedi.
    Güldüler.
    Halil:
    -O zaman geminin kaptanı da benim, dedi.
    Diğer çocuklar; Güngör, Hüseyin, Erdoğan, Yüksel de gemideki askerler oldu.
    Böylelikle mahallenin bütün çocukları gemide birer görev almış oldu.
    Bu kaya iki bölümden oluşuyordu. Ön tarafını kaptan köşkü yaptılar. Etrafındaki dikenleri ve çalıları iyice temizlediler.
    Kaptan Halil ağzıyla çıkardığı motor sesi eşliğinde ağaç dalından yaptığı kolu hareket ettirerek askerlerine seslendi:
    -Herkes bindi mi? Gidiyoruzzzz!
    Diğer çocuklar da kayanın arka bölümünde yerini almıştı. Bili Bili:
    -Bili bili, arkandayım Buck, diyerek herkesin yolculuğa hazır olduğunu haber veriyordu.
    Ve çocuklar Koca Mıstık Dayı’nın tarlasındaki uzay gemisiyle uzayın derinliklerine yol alırken hepsinin gözlerinde mutluluk ışıkları yanıyordu.
    Belli bir süre gittikten sonra gemi uzayda bir araziye indi. Çocuklar filmdeki kahramanlar gibi gemiden birer birer inerek araziye yayıldılar.
    Burası Zıddike Yenge’nin mısır tarlasıydı ama mısırlar biçildiği için sadece kökleri kalmıştı. Çocuklar ağaç dallarından yaptıkları kılıçlar ve silahlarla arazide yürümeye başlamışlardı ki Bili Bili onları uyardı:
    -Bili Bili, geminin etrafında yabancı cisimler görüldü! Bili Bili, geminin etrafında yabancı cisimler görüldü!
    İşte şimdi savaş başlıyordu. Çocukların heyecanla bekledikleri o an gelmişti.
    Hemen toparlanıp gemiye bindiler ve gemiden yabancı cisimlere ateş açmaya başladılar. Ağızlarıyla silah sesi çıkardılar. Tarladan söktükleri mısır sapları toprağıyla birlikte el bombasını andırıyordu. Onlardan da fırlattılar. Böylelikle yaratıkları teker teker yok ettiler. Sonra uzayın derinliklerindeki gizemli yolculuklarına mutlu bir şekilde devam ettiler…
    Karanlık yaklaşınca uzay çocukları zafer kazanmış askerler gibi gururlu bir şekilde evlerine gitti.
    Toygar çok mutluydu. Gerçek uzay gemisine binemeseler de ellerindeki imkanlarla bir uzay gemisi yapmışlardı kendilerine. Bu da onların mutlu olmasına yetmiş de artmıştı bile.
    Toygar şimdi gönül rahatlığıyla uykuya dalabilirdi. Ancak yer yatağında yatmaktan bıkmıştı. Odada karyola da yoktu. Buna yine kendince bir çözüm buldu. Babasının vaktiyle gurbetten getirdiği iki tane tahta bavul vardı. Onları yan yana getirdi. Üstüne minderleri serdi. Bir de yastık… Kendine kral köşkü gibi bir yatak yapmıştı sonunda.
    Çok geçmeden uykuya dalıp rüyasında uzay gemisindeki yolculuğuna devam etti…
    Mutluluğu öyle uzaklarda aramaya gerek yoktu. Elimizdeki imkanları en iyi şekilde değerlendirdiğimizde, açgözlülüğü bırakıp aza kanaat ettiğimizde mutluluk bizi zaten buluyordu.