Bugün, 28 Eylül 2020 Pazartesi

Zeki ORDU


Zirvede Bir Gönül: Akkuş

Zirvede Bir Gönül: Akkuş


    Zirvede bir ilçe…
    Akkuş.
    Öyle güzel heceleniyor ki. “ak-kuş” diye…
    Ak, çünkü tertemiz insanlar şehri. Şayet siz “temiz” kelimesinden sadece kıyafet anlıyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Akkuş; gönlü temiz insanların şehri.
    Bir “kuş” misali zirveye yerleşmiş.  Belki de bir avcının hedefinde olmamak için…
Sahil diye de tabir edilen,  denize olan uzaklığı yaklaşık 60 km. bir zamanlar sahile inip geri dönmeleri bir günlerini alıyordu. Yollar bozuktu. İlk bindikleri taşıt bir yere kadar getiriyor, yolcular inip biraz yürüdükten sonra başka bir taşıtla sahile iniyorlardı. 
    Akkuşlu coğrafyanın sunduğu şartlar içinde hayat ile boğuşuyordu.  Buna karşılık çok zaman horlandıkları olmuştu Akkuşlu diye. Tıpkı ülkenin birçok yerindeki insanlar gibi.
    Onları beğenmeyenlerin üstünlüğü(!) nereden kaynaklandığı belli değildi elbet.
Dağlı muamelesine maruz kaldılar yıllarca. Ama bir gün için de demediler ki “Biz Akkuşlu olduğumuz için bize bakan yok!”
    Her gördükleri öğretmene “müdürüm”, her dairede karşılaştıkları memura “amirim”, her gördükleri düzgün kıyafetliye “beyim” diye hitap eden, gönlü yüce insanlar şehri Akkuş…
    Akkuş zirvede bir gönüldür aslında…
Coğrafi yapısı ve iklim olarak yapacakları pek bir şey yok. Okuyan doyduğu yere gidiyor. Gurbette olanlar geride kalanların beş katından fazla.
    Dışarıdan gelenler devlet memurları. Onlar da en kısa zamanda gitmek için gün sayıyor. Yaşlılar ile tahsil çağına yeni girmiş çocuklar bekliyor şehri.      Bir de dışarıda iş bulamamış insanlar…
    Bir hayat mücadelesi veriyor Akkuşlu. Yılmadan, usanmadan, isyan etmeden…
    Şikayet etmemekte bir şikayettir aslında.  Ama onlar bunu bilmiyor. Gönülleri inciniyor, ancak ses çıkarmıyor. İşte o çıkmayan veya duyulmayan sesi duyuyor mutlak kudret sahibi. 
    O duyulmayan sesin azabı da mükâfatı da zamanını bekliyor.
    Sadece mekânları zirve değil Akkuşlunun. Teslimiyet ve insanlıkta da zirvede. 
    Bakmayın siz onlara; cahil, köylü,  medeniyet mahrumu diyenlere. “Bizim bu halde kalmamıza sebep; bizim cahilliğimiz mi, yoksa sizin tahsilliniz mi” diye sormuyor kendilerini küçümseyenlere…
    Her yerde umuma uymayan üç-beş kişi olur elbet. Bunlar bulundukları yeri temsil etmez, edemez.         Her sepetin bir çürük elması olur.  Siz gönlü yüce sessiz çoğunluğa bakın asıl.
    İnsanlık görün…
    Asalet görün…
    Teslimiyet görün…
    Biliyorum bunları Akkuşluda görürlerse bazılarının korkuları depreşir. Niye bunlar bizde yok diye. Sonra çareyi bulursunuz aklınız sıra: Vurun abalıya…
    Tam on ay kaldım bu gönül ilçesinde. İnsanlığa dair çok şey öğrendim. 
    Sadece insanlığa dair mi?
    Oradan ayrıldıktan sonra insanlıktan nasıl ayrı kalınırmış onu da öğrendim.
    Fakirlik kusur değildir…
    Çaresiz bilgisizlik kusur değildir… 
İmkânsızlık içinde yaşamak kusur değildir…
    Kim hangi hizmeti sundu Akkuş'a da Akkuşlu kabul etmedi?
    Kim çare üretti de Akkuşlu kabul etmedi?
    Bu insanlar o iklim ve coğrafi şartlarda doğuyor, askere gidiyor, seçimlerde “Sayın vatandaş” unvanıyla oy veriyor, kimseye itiraz etmeden yaşıyor.
    Kaba saba öyle mi?
    Hadi canım sen de…
    Senin lügatinde vicdan, insaf, izan kelimeleri hangi sayfada…
    Sizleri hakkıyla yazamadım gönlü yüce insanlar. Kusuruma bakmayın olur mu…