Bugün, 1 Eylül 2025 Pazartesi

B.Rahmi ÖZEN


AŞKIN TÜRKÜSÜ -2

AŞKIN TÜRKÜSÜ -2


 Üstadın yüzü-gözü, eli-ayağı yontulardan sıçrayan taş tozuydu. O, hiç durmazdı; ya okur, ya çalışır, ya da yazardı.  Elindeki çekici bıraktı, ufku içine alan gözlerini su dolu maşrapayı sunan Balım Sultan'a kaydırdı; 
“Susadığımı bildiğine göre, düşüncelerimi de bilir misin akıllı kız!?” dedi. 
“Düşüncelerinize yıldırımlar yetişmez, diyorlar  Efendim!” 
Üstat, suyu içmeden bir daha nazar etti, Balım Sultan'a. 
Kız, hicabından bakışlarını önüne düşürmüştü; 
“Düşünceleriniz çok uluymuş! Bunca hizmetinize ve örnek alınacak yaşantınıza bakılırsa düşüncelerinizi anlamak mümkün değilmiş Efendim!” 
“Söyle bakalım; suyun da sözlerin gibi hoş mudur?” 
“Can suyudur Efendim! Kışın ılıktır, yazın soğuktur. Her işinde sizi örnek alan öğrencileriniz, halkımız içsin diye Erciyes'in kalbinden indirmiştir.” 
“Beni daha önce görmüş müydünüz, akıllı kızım?” 
“Görmemiştim Efendim!” 
“Nasıl tanıdınız peki, bunca yontucular arasında?” 
“Sordum, 'Külliye inşaatında taşlara şekil ve ruh veriyor,' dediler. Aradım, çekiç vuruşunuzu herkesten farklı görünce olsa olsu budur dedim…” 
“Taşlara ruh vermek…? Tövbe tövbe! Hâşâ! Sümme hâşâ! Bizim ne haddimize taşlara ruh vermek? Allah'a sığınırım kim demişse bu sözü…” 
“Hayır! O manada bir ruh değil, Efendim!” 
“Ya nasıl bir şeymiş taşa ruh vermek? Söyle de, bilelim.” 
“Taşa taşlığını, nerede kullanılacağını, niçin yaratıldığını öğretirmişsiniz. Çekiciniz, taşlara ruh ve şekil verirince taşlar ışıklanır, kendini tanırmış.” 
Gülümsüyor Üstat: 
“Siz de az değilsiniz ha…!” diyor. 
“Eşiniz Fatma Bacının öğrencisiyim. O, yetiştirdi!” 
“Layık olmadığım bir eştir, o.” 
“Kendinize haksızlık etmeyin Üstadım!  Birbirinize güneş ve ay gibi yakışmışsınız  Efendimim! Dünyada hiçbir kadına imrenmiyorsam eşiniz sayesindedir. İçimde  Hak, hakikat ve doğruluk adına hangi güzellikler boy vermişse hepsini ona borçluyum!” 
“Bu Fatma Bacı da neler öğretiyor böyle, sizlere anlayamıyorum.” 
“Bizim oralara da gelecek misiniz, Üstadım?” 3 
Üstat, 'Sizin oralar da neresidir?' der gibi bakıyor Balım Sultan'a. 
“Darende'ye…” diyor Balım Sultan. “Bizim oralarda herkes sizi merak eder, sizi konuşur.” 
“Neyimi merak ederler, neler konuşurlar? 
“Azminizi, gayretinizi, maharetinizi ve yürüdüğünüz yolu, saçlarınızdan suların aktığını, gözlerinizde ateşlerin parladığını söylerler.” 
“Allah Allah… Ateş ve su… Öyle mi? Korkunç bir şey bu! Ateş yakar, su boğar. Nasıl yakıştırırlar, bana bunu?” 
“Siz, baktığınızda şaşı bakışlıları yakar, su gibi aktığınızda doğruluktan sapan düzenbazları boğarmışsınız.” 
“Ya, öyle mi?” 
“Bizim oralılar, yalan söylemez, doğruları konuşur Efendim!” 
“Hak etmediğim şeyler bunlar. Abartmış, sizin oralılar.” 
“Maddeye göz, taşa söz olan bakışlarınız bir hoş edermiş insanı.” 
“Ta Darende'den buralara niçin gelmiştin, peki?”