Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Yılmaz İMANLIK


YILMAZ İMANLIK'IN "BALLI YUMURTA"SINDA ÖYKÜ EVRENİ 3

YILMAZ İMANLIK'IN "BALLI YUMURTA"SINDA ÖYKÜ EVRENİ 3


  Sizlere bu yazımda sevgili yazar dostum Ertan Alp’in kaleminden  “Ballı Yumurta” isimli hikaye kitabımdaki hikayeler üzerine yapmış olduğu bir değerlendirmeyi paylaşmak istiyorum. Kendisine bu güzel değerlendirmesi için teşekkür ediyorum.
       YILMAZ İMANLIK'IN "BALLI YUMURTA"SINDA
    ÖYKÜ EVRENİ 3
11-Hoşça Kal Öğretmenim: Kanımca, bir edebiyat öğretmenin en şanslı yanı "Kalbimize ilk şiir fidanını siz diktiniz." iltifatıdır. Yılmaz İmanlık, anılarla öykülemeyi buluştururken öykünün ikiz kardeşi şiiri konu edinerek öğrencilerin ağzından seslenir bu kez. Yılmaz İmanlık kimdir? İmanlık, öğrencileriyle beraber "Merdiven"in basamaklarından çıkan bir şiir yürektir. Öğrencileri otuz beş yaşına gelmese de onlarla "Otuz Beş Yaş" olgunluğunu tadandır. Yüreklerinin sesiyle "İstanbul Dinliyorum"un akıntısına kapılandır. Hüzünlü bir aşk hikayesinin macerasında "Mona Roza"nın büyüsüne kapılandır da biliyor ki beden bir gün sevdiklerinden ayrı düşse de şiir hep yakın kalır. Onun mekanı gönüldür çünkü...
12-İğnebur Çiçekleri:Yılmaz İmanlık, bu öyküye en çok Can Yücel'in şu mısrası  yakışır:"Ben hayatta en çok babamı sevdim." Her fani canlı gibi acı da getirse sevdiklerimiz gidecektir bir gün Allah'a. Sancı hafif hafif başlayacak ancak ayrılık yavaş yavaş koyacaktır insana. Hangi sözcük, hangi öykü, hangi şiir dindirebilir ki bir babanın acıklı hasretini. Ben babamı en çok akşamları tanırım. Gündüz yüzünü saklardı babam, ekmek ve süt davasına. Ben babamın yüzünü hep akşam çizdim resim defterime. Bunun için ben babamı hep akşam sevdim içim geceye inende.
"Elim böğrümde kaldım,
Ben bugün haber aldım:
Babamın öldüğünü.
Bitti hayatın tadı,
Bu haber bırakmadı,
Dudağımda tebessüm."(Sabahattin Ali, Babam İçin)
13-Kırmızı Gül Kime Gül/Dü?:Kırmızı gül sana hep güldü Yılmaz İmanlık. Sözcüklerin gül kokuyorsa matbaadan değildir bu, öykünün ve sevginin hikmetidir.
“Kırmızı gül kime gül/dü?
Kırmızı gül ne kadar gül/dü?
Belki fazlaca gül/dü.
Aslında sadece kendine gül/dü.
Ama bu hiç bilmedi..."
14-Koskoca Bir Hiç:Bir insanı en çok gözleri ele verir. Gerisi koskoca bir hiç!
15-Kristal Dünyalar: Öğretmen en güzel sedayı gönlün hoş kubbelerinde bırakır. İliğine kadar işlemiş bir öğrenci sevgisiyle pek çok öykü kuran İmanlık için öğrenci ve öğretmenin kalpten kalbe giden en ince yolu daima edebiyat kokar. Ayrılmaz bir parçasıdır öğrencilerin yüreklerini işlerken edebiyat. Ayrılık da edebiyata dahildir. Herkes gider, dört duvar arasında veya okul bahçesinde öğretmenin adımladığı izler kalır. Bu izler öyle müptela yapışır ki öğrencinin yakasına, işte o öğretmen artık öğretmenin ötesinde yüreğe dokunan bir kırlangıç gibi aşkın iyilik yüzü olmuştur. İşte o öğretmen, anlatmaz, sevdirir, yaşatır. Ama ille de sevgi ve aşkı...
16-Mevlana Şekeri:Dini-tasavvufi şiir tarihimizde sevginin güllerini gönlümüze diken Mevlana’yı çocuklara sevdirmemenin en güzel bağdaştırmalardan biridir “şeker” imgesi. Bazı adlara bazı sözcükler yok yakışır. Gönlün şekeri aşkla yoğruldukça daima çocuk kalmaması mümkün müdür insanın? İmanlık’ın “minicik yüreğinde koskoca bir yer tutar baba sevgisi” Bunun için uzaklara giden bir babanın “bavuluna evlat sevgisinin ne kadarı sığabilir ki?”
17-Patikalar: Yaşlılık ve çocukluk imgelerinin arasında uzun uzun gider İmanlık. Onda her kavram ve sözcük yaşam deneyimlerinin süzgecinde derinlikli bir imgeye dönüşür. Şair ve sözcük duyarlığıyla yoğrulmuş yürekten başka ne beklenir? Bazen ikilemlerin anaforunda “acı” ya açılır tüm kapılar onda. Yaşamın ve şiirin sarsılmaz bir sanat gerçekliğidir acı. Derler ya, acı ve hüznün kol gezmediği bir dize veya yaşam, insanı ne kadar kavrayabilir ki? Mutlu ve gailesiz insanın imgeyle ne işi olabilir?
18-Siyah Beyaz Yaşamak: Cahit Sıtkı’ya yapacağımız hiçbir nazire imgenin sıkletini çekmez bile lakin yazmasam kudururum: Yaş otuz beş/İmanlık’ın yarası eder/Yıldızlar kıskanır saçlarını/Bir de şakaklarındaki çocuk kokusu/Zaten gerisi siyah beyaz yaşamak…
19-Yapraklar ve Yapraklar: Koynunda beslediğin baharın bir gün kendisini azad eylemesidir senden. Her iyi şey çabuk geçer. Acı ve hüzün geçmeyen.
20-Yüreğimin Yangın Yeri: Anılar ikinci çocukluğudur insanın. Her anı ise çocuklarından arta kalan zamanlarda evlat edinilmiş çocukluk köprüsüdür. İmanlık’ın ince hassasiyeti algısını her sıradan olgu ve kavrama yöneltiyor. Onda her şey duyarlığı süzgecinden geçtikten sonra karşımıza çıkıyor.” Zaman her şet ilacı” sabrın tesellisi olsa zaman acımasız bir dosttur aynı zamanda. Her şey veya herkes yalan söyleyebilir ancak zaman asla. Çocuklarının ve çocukluğunun yanında zamanın bu acımasız gerçekliğine bir kez daha şahit olmanın öyküsüdür insanın değişilmez gerçekliği:” İşte bu bataklıkta açan çiçeklere benzetirdim bizi. Heyhat! Şimdi bataklık kurumuş ama çiçekler de yok. Çiçekler yok olduktan sonra bataklığın kuruması önemli mi?”
21-İçimde Oralı Biri Var: İnsan bazen geride bıraktıklarıdır. Zamanın boyutu değişse de her insanın bizde bıraktığı iz, bir alev çakımının derin kesiciliğine bağlıdır. Uzaklaşsak da insanlardan “İçimizde daima oralı bir yer vardır.” Kimi zaman güleç bir yüzle geçmişe açılan kapıdır “o yerler”, kimi zaman da “hatıralarla ıslanan gözlere” bir yağmur hüznüdür. Geçmişten günümüze gelen her nesne ve kişi başka ülkeler yaratır içimizde. Ben bir değil, çok ülke taşıyorum içimde. Her insan bir yolculuksa her ülke sana bir ayna. Siz bu yolculukların kaçını tamamladınız?