Yarın Ramazan Bayramının arifesi. 30 Mart Pazar günü de Ramazan Bayramı. Şimdiden bayramınızı kutluyor, bayram tadında bir bayram geçirmenizi diliyorum.
Bayramla ilgili hayli deyim ve atasözü var. Birkaç tanesini görelim.
Bayram yeri gibi, Bayram yaptı, Bayramlık ağzımı açtırma…
İnsanların sevinçle havalara fırladığı, şarkı türkü söylediği, birbirine sarıldığı, yüzlerin güldüğü ortamlara; o gün bayram olmasa da “bayram yeri gibiydi…” derler.
Bayram günü olmadığı halde kimler bayram yapar?
Meselâ, öğrenciler.
Öğrenciler sınıflarına girmiş. Derste kıpırdamalarına izin vermeyen, dersi ciddi bir tavırla işleyen öğretmenlerini beklemektedir. Herkesin gözü sınıfın kapısındadır. Lâkin dakikalar geçer, her zaman vaktinde gelen öğretmen gelmez. Derken nöbetçi öğrenci kapıda görünür. Bir duyurusu vardır:
“Arkadaşlar! Öğretmeniniz izinli, derse gelmeyecek. Müdür yardımcısı sessizce sınıfta oturmanızı söyledi.”
Nöbetçi öğrenci sanki “gülün, oynayın” demiş gibi öğrenciler sevinç çığlıkları atar, birbirlerine sarılırlar. Yani öğrenciler bir anlamda öğretmenleri gelmedi diye “bayram yaparlar.”
Bir de “bayramlık ağzımı açtırma” var.
Birisi karşısındakine kızdığı ya da yanlış bir davranışla karşılaştığında bu ifadeyi kullanır.
Bu sözün olumsuz bir mana içerdiğini biliyorum. Ancak 'bayramlık ağzın' nasıl olduğunu, deyimin nereden kaynaklandığını tam olarak bulamadım. Öyle ya; içeriğinde barış, sevgi ve neşe olması gereken bayram, neden olumsuz bir konu ile anılsın? Daha doğrusu, “Bayramlık ağız” neden kötü anlama gelsin?
İnternete girdim, baktım. “Konuşmuyorum ama konuştum mu ağır konuşurum; taşarım, coşarım” demekmiş. İyi de bayramda ağır konuşulmuyor ki, ağır konuşulmaz ki!
Bir yazar (Hüseyin Öztürk, Akit), “Deyim yanlış kullanılıyor. Doğrusu, 'Bayramda ağzımı açtırma' demektir” diyor. Belki de doğrusu budur. Öyle ya, bayram günü insanları sinirlendirip kötü şeyler söylemelerine sebep olmamak gerekir.
Bazıları, hep aynı yemekleri yemekten bıkkınlık geldiği bir sırada, sofraya baklava-börek türü, damak tadına uygun yiyecekler gelince de “midemiz bayram yaptı” derler.
Velhasıl bayram ve bayram yapmak güzeldir, sevinçtir, neşedir.
Ancak her zaman bu sevinci tatmak mümkün olmaz.
Gazeteden refikimiz Selim Eroğlu bir yazısında hüzünlü geçen bir bayramı anlatmıştı.
Gönen'de bir yatılı okulda görev yaptığı sırada bayram gelir. Ancak tatil süresi az olunca memlekete gitmeyi tercih etmez. Bayram sabahı kendisi gibi bekâr olan arkadaşı ile bayram namazına gider. Buraya kadar bir sorun yok. Ne olmuşsa camiden çıktıktan sonra olmuş. “O anda kendimi koca Gönen'de yapayalnız hissettim. İçime bir hüzün çöktü. Arkadaşımla pansiyona döndük. Birlikte hazırladığımız kahvaltımızı yaptık. Ne olursa olsun bir daha ailemden ayrı bayram geçirmemeye karar verdim” diyor.
Ben de onun duygularını yaşadım. Adana'ya gittiğim ilk sene Ramazan Bayramı 03 Şubat 1965 tarihine rastlamıştı. Adana'da okuduğum beş yıl boyunca hiçbir bayramda memlekete gidemedim, bayramı ailemle birlikte yaşayamadım. Ancak Selim Bey gibi, “Bir daha ailemden ayrı bayram geçirmeyeceğim” gibi bir karar alamadım. Çünkü bana bunu söyletecek maddi gücüm yoktu!
Belki de bayramları ailemizden ayrı yaşamaya alışmıştık! Ancak o bayramlardan biri var ki Selim Bey'in bahsettiği yalnızlık, bir taş gibi benim de yüreğime oturmuştu. Allah kimseyi bayramlarda ailesinden ve sevdiklerinden ayrı koymasın.
Bayram umuttur, bayram barıştır. Bayram sevinme ve sevindirme günleridir. Bu bayramın, çocuklar için olduğu kadar büyükler için de güzel bir bayram olmasını; bir sevinç, bir huzur, bir mutluluk kaynağı olmasını diliyorum.
Dualarınız kabul, ibadetleriniz makbul, bayramınız mübarek olsun.