Bugün, 30 Ağustos 2025 Cumartesi

Selim EROĞLU


BİZİM KÖYÜN NÜFUSU ON BİN

BİZİM KÖYÜN NÜFUSU ON BİN


    Ünlü şair Yahya Kemal, büyükelçilik yaparken yabancı bir gazeteci, ''İstanbul'un nüfusu ne kadar'' diye sormuş. Yahya Kemal, soru karşısında, hiç bocalamadan hemen “otuz milyon” diye cevap vermiş.
       Soruyu soran gazeteci, şaşkınlığından “nasıl olur efendim o kadar nüfus” deyince, Yahya Kemal şu manidar cevabı vermiş:
       “Biz ölülerle birlikte yaşayan bir milletiz. Biz, ölülerimizi de sayıyoruz”.
       Geçen hafta usta kalem Seyfi Günaçtı'nın “Bayrama Giderken” adlı yazısını okuyunca Yahya Kemal'in bu manidar cevabı aklıma geldi. Biz, bayrama giderken çok şey yaparız. En önemlisi farklı bir şey daha yaparız. Ölülerimizi unutmadığımızı göstermek için onların kabirlerini ayne'l-yakîn ziyaret ederiz. Çünkü onlar olmasaydı biz olmazdık. Bayramlaşmada önceliği ölülerimize veririz.
       Bizde arife günü bir bakıma mezarlıkları ziyaret günüdür. Arife, bayram öncesi demek olduğuna göre öncelik, bu uygulamayla ölülerimize verilmiş oluyor demektir.
       Şahısların dışında şimdilerde belediyelerimiz, her bayram öncesi mezarlıkların bakımını büyük bir itinayla yapıyor. Mezarlıklara ücretsiz otobüs tahsis ediyor. Bu uygulama gün boyu devam ediyor.
       Yakın çevremden biliyorum, ta çocukluğumdan beri arife günü adeta büyük bir seferberlik başlıyor. Aile büyükleri erkenden abdestini tazeliyor, yanına çoluk çocuğunu alarak kabristanlıkların yolunu tutuyor, Fatihalar okunuyor, dualar ediliyor. Ölen kişilerle ilgili hatıralar paylaşılıyor, onların iyiliklerinden bahsediliyor, “biz de  bu hal ile hallendiğimizde” denilerek derin bir tefekküre dalınıyor.
       Uzakta olanlar, daha eve uğramadan doğrudan mezarlıklara koşuyorlar. O gün çarşıda, pazarda, sokakta kim birini görse “mezarlığa gittin mi” sorusunu soruyor. Giden göğsünü gere gere “evet gittim, yeni geldim, sabah erkenden gittim” gibi manidar cevaplar veriyor ve sınıfı geçiyor. Gitmeyeler ise kaçamak cevaplar vermekle yetiniyor. Hele birde umursamaz davranıp ziyaretini geciktirmiş veya hiç gitmemişse, biraz ağır olacak ama , adam yerine konulmuyor.
       Anlıyorum ki, bu gelenekte, ölülerle bayramlaşmak, dirilerle bayramlaşmaktan önce geliyor. Dirilerle bayramlaşmayı hak etmek için ölüleri memnun etmek geliyor.
       Bir tarihte bir bayramda Isparta-Gönen'de bulundum. Oradaki uygulama da öz itibariyle aynı, sadece zamanlama farklı. Bayram namazından çıkan bütün cemaat ilk önce mezarlıklara koşuyor. Mezarlıklar ziyareti bayram namazından hemen önce yapılıyor. Ondan sonra evlere intikal ediliyor. Bayramlaşmada yine öncelik ölülere… Oralarda, yerleşim toplu ve mezarlıklar evlere çok yakın. Bu uygulamada coğrafi şartların etkisi olduğunu düşünüyorum.
       Benim gibi yarım asrı devirmişler için mezarlık ziyareti daha büyük bir önem arz ediyor. Son yıllarda dikkat ediyorum, bayramlarda elini öptüklerim azalmış, elimi öpenler çoğalmış. Benim gibiler için gidenler kalanlardan fazla. Büyüklerden kimse kalmadı. Kalanlardan artık bizler büyükler sınıfına girdik. Biliyorum ki bir gün sıra bize de gelecek. Günün birinde “büyüklerden kimse kalmadı” cümlesinin içine bizim de dâhil olacağımız muhakkak.
       Yahya Kemal'in de dediği gibi bizler ölülerimizle birlikte yaşayan necip bir milletiz. Bu toprakları vatan yapan ölülerimizdir. Bazıları istemese de onları yok sayamayız. Onlar nüfus sayımına dahildir ve hatıralarıyla aramızda yaşamaktadırlar. 
       “Bayrama Girerken” adlı köşe yazısıyla bana ''tefekkür'' ilhamı veren Seyfi Günaçtı'ya teşekkür ediyorum.
       Herkesin mübarek Kurban Bayramını tebrik ediyorum.