Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Zeki ORDU


BOYABAT’IN PİRİNCİ DÖKÜLÜR İNCİ İNCİ

BOYABAT’IN PİRİNCİ DÖKÜLÜR İNCİ İNCİ


Boyabat’a doğru.

Bir yere başlarken isminin nereden geldiğini açıklamak adettendir.

Kaynaklara göre “boy ve abat” kelimelerinden mülhem “Boyabat” olarak kaldığı söylenir. Geniş düz ve bakımlı arazi anlamına da geliyormuş.

Abad kelimesi Farsçada; mamur, şen, çok dolu, imar edilmiş olup “boy” kelimesi sülale, kavim olarak da kullanılmaktadır. Her ne olursa olsun günümüzdeki halini almıştır.

Boyabat Türklerin eline Malazgirt Savaşı sonunda geçmiştir. Komşularından; Ayancık, Gerze, Erfelek, Saraydüzü ve Sinop merkez kendi iline aittir. Hanönü ve Taşköprü ile Kastamonu’ya, Kargı ile de Çorum’a komşudur.

İlçede Kızılırmak’ın kolu olan Gökırmak geçmektedir.

Yukarıda yazılanlar herkes tarafından bilinen şeyler. Bizim iki saatlik Boyabat seyahatimizde gördüklerimiz, hissettiklerimiz daha başka.

Bir şehri değil iki saatte, iki senede bile tahlil edemezsiniz. Şehir sadece coğrafi bir mekândan ibaret değildir. Orada yaşamış, yaşamakta olan kişiler; sosyal ve kültürel yapısı, ülkeye ve insanlığa hizmetleri veya kazandırdıkları, yarınlara kalan mirasıyla gerçek bir şehir olunur. Boyabat bu özelliklerinden çoğunu yarınlara taşıma mücadelesi veren bir şehir.

Elbette, coğrafi özellikleri, tarımı, ticareti mühimdir. Mesela Boyabat Kalesi, Kaya Mezarları, Osmanlı sivil mimarisi özelliklerini barındıran Boyabat evleri, efsanelere konu olmuş Kırkkızlar Kayası görülmeye değer. Bu arada Kaya mezarlarını, Kırkkızlar Kayasını zamanım yetmediği için göremedim. Ancak sorduklarım bana hemen bunları saydılar. Ben de sadece ilmen bir bilgiye sahibim.

Boyabatlı Hacı Hafız Efendi tanınmış şahsiyetlerden. Ahali arasında evliya veya ermiş olarak bilinen muhterem bir zât. Na’şı, Vezirköprü ilçesinde medfûn. Tesiri isminin unutulmamasından belli. Yaşamasa dahi gıyabında saygı duyulan biri.

Haftanın iki günü Pazar kurulurmuş. Bu arada Boyabat ezmesinin namı ilçe sınırlarını aşmış.

Görmek istediğim halde vakit darlığından dolayı göremediği yerlerden biri de Bazalt Vadisi. Başka bir isimle Bazalt Kaya Sütunları.

Boyabat evleri zemin üzerinde üç kattan ibaret. Zemin katı taş işçiliği daha çok haki, üst katlar ahşap hakimiyetinde.

Pirinç Boyabat dâhil bölgenin önde gelen mahsullerinden. İster istemez her ilçe kendi pirincinin kalitesinden bahsetmesi normal.

Gezerken tesadüfen gördüğüm tarihi bir eserin minaresinden dolayı camii olduğunu anladım. Yanına vardığımda üzerinde Boyabat Müftülüğü Akmescit Camii yazan mabedin yapılış tarihi 1190 tarihi okunuyordu. Bir an düşündüm. Malazgirt savaşı 1071 tarihinde olmuştu. Osmanlı Devleti 1299 tarihinde kurulmuştu. Yani camiin yapılış tarihi Malazgirt Osmanlı Devletinin kuruluşu arasında bir yerde idi.

Belli ki Osmanlının bölgeye gelene kadar buralarda Müslümanlar yaşıyordu. Fakat Akmescit Camiin fotoğrafları çekmek için bir hayli uğraştım. Çok yakınlarında binalar önünü kapatmıştı. İlk bakışta metruk bir yapıya benziyordu. Gelir getirici bir şey olmadığından olacak ki 8,5 asırlık camii kendi haline orada duruyordu. Görmeye gelenler sadece varlığından ve tarihinden haberdar olacaktı.

Kısaca “abat” bir şehirde tabiri caizse “berbat” görünümlü bir mabedin olması şahsım adına söylüyorum beni üzdü. Bütün suçu Kültür ve Turizm Bakanlığı uhdesinde “Turizm” değil de “Kültür” kısmını temsil etmesi ve bunun da akçeye tahvil edilememişi miydi?

Nihayet iki saatin sonunda “güzel” bir ilçeyi gönlümüz geride kalacak şekilde ardımızda bırakarak yolumuza revan olduk. Coğrafyanın bahşettiği güzelliklere, beşeriyet de dâhil olsa ne güzel olurdu değil mi?

Her şeye rağmen Boyabat da bir gönül şehriydi…