Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

B.Rahmi ÖZEN


ÇANAKKALE 1915 (Çanakkale'yi Öykülerle Konuşmak) ÇELİK ZIRHLARA BÜRÜNÜP GELDİLER 1

ÇANAKKALE 1915 (Çanakkale'yi Öykülerle Konuşmak) ÇELİK ZIRHLARA BÜRÜNÜP GELDİLER 1


Zaman, fırtınalara tutulduğumuz, 
Mutandan rüzgârların perçemimizi dağıttığı 
Ve aslan cesametimize;
'Hasta adam' dendiği zamandır. 
Tek dişi kalmış canavarların kara ağızları, 
Hakkımızda ferman kestiği zaman… 
“Çanakkale'ye varacağız; 
Hasta adamın kalbine hançerimizi vuracağız.” 
Dedikleri zaman...
Ve gelmek için tam 900 yıl beklediler.
Geleceklerdi. Mutlaka geleceklerdi. 
Hedefleriydi gelmek. 
Bütün Batı dünyası güçlerini birleştirdi;
3 kez, 5 kez, 10 kez, tam 13 kez gelmeyi denedi. 
Çelik zırhlara büründüler... 
Topları, tankları, gemileri, uçakları,
Bombaları, gülleleri, 
Bitmez-tükenmez cephaneleri 
Ve kum gibi kaynayan kalabalıkları vardı...                                                          
Onlar, yola çıkarken Anadolu analarının 
damla damla gözyaşı oldu Çanakkale. 
Çûşa kalkan martılar gibi 
kalbimizin göklerinden, evlerden, ocaklardan;
ak saçlı ninelerin, beli bükük dedelerin, 
bağrı yanık anaların, kınalı gelinlerin 
dillerinden maveraya ağıtlar yükseldi.  
Çanakkale yüreğimizde hıçkırık oldu; 
Dereler; zarı zarı kanadı.
Zaman; 7'den 70'e, kadın erkek cephelere 
Savrulduğumuz zamandı… 
Her evden bir yiğit…
Ve 255 bin hikâye, 255 bin şehit…
Dağlarımızdan esen poyraz dile geldi:
“Çanakkale yollarında ayak sesi var
Bakın çantasına acep nesi var?
Nesi olacak?
Bir çift çorap ile bir de fesi var.
Analar ki, yavrusunu uğurlarken;
Yıkayıp giydirirdi, koklardı…
Hatıra için saçlarından bir tutam keserlerdi… 
Gül kokulu saçlar, mendillere sarılır… 
Ve anaların gözyaşına mendiller ortak olurdu. 
Nice genç kızın muradı olan delikanlılar,                                                                
Çanakkale yollarına dizilirken
Gözyaşları inci olur, yanağında süzülür.
Düşman alnına saplanacak yalın bir pala gibi 
Çanakkale siperlerini bekler yiğitlerimiz... 
Tek bir şey vardır dillerde, gönüllerde; 
Vatandır, bayraktır, Kur'an'dır, ezandır.                     
Yürür anaların al kınalı koçları. 
Bıyıkları yeni terlemiştir torunlarının, 
Dedelerin göğsündedir aklaşmış sakalları.  
Hoyratlar söylenir, ağıtlar yakılır… 
Ağıtlar ki;  toprakları kavurur! 
Can vermeyince verilemez bu topraklar…
Bu topraklar ki; her zerresinde 
Dedelerimizin kokusunu saklar! 
Bu toprakların her zerresi yüreğimiz gibi kokar…
 “Ben de gideceğim,” diyor 70'lik bir dede.
“Sakallarım aklaşa aklaşa,
Ben de gideceğim; 
Torunlarımla koklaşa koklaşa…” 
(DEVAMI HAFTAYA)