İnsanlar çeşit çeşit.
Bazen kalabalık ortamlarda insanların yüzlerine bakıyorum. Hiç biri, diğerinin aynı değil. Yüzleri farklı, kafa yapıları farklı, burnu değişik, gözleri kaşları değişik.
Samsun’un en kalabalık yerlerinden Mecidiye’de yürüyorum. Karşıdan gelenlere bakıyorum. Kadın olsun, erkek olsun her biri farklı bir görüntüsüyle diğerinden ayrılıyor. Bir tanıdık sima yok. Bu kadar insan içinde birbirine benzeyen çıkmaz mı hiç? Çıkmıyor işte!
Nasıl oluyor, nasıl olabiliyor?
“Allah’ın hikmeti” demekten başka açıklama bulamıyorum.
Dünyadaki bu kadar insanın karakter yapıları, düşünceleri, inançları da farklıdır.
Kimi yumuşak huylu, kimi sert tabiatlı. Kimisi merhametli, kimisi acımasız. Kimisi iyi yürekli kimisi vicdansız. Kimisi anlayışlı, kimisi kaba, yani odun gibi. Kimisi uyumlu, kimisi dengesiz. Kimisi hareketli, kimisi durağan. Kimisi sakin, kimisi sinirli. Bu liste böyle uzar gider.
İnsanoğlunun inançları da farklıdır; Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Budist, Taoist, Konfüçyanist, Naturist, Hindu, Mecusi…
Aynı dine inananların dini anlayışlarında dahi farklılıklar bulunmaktadır. Sıradan Müslümanların tamamı “Günde 5 vakit namaz farzdır” der. Bu konuda tereddüt yoktur. Herhangi bir dini eğitim almamış olanların dahi aksini söylediğini duymadım.
Hal böyleyken isminin önünde ‘İlâhiyatçı’ etiketi bulunan birisi çıkıyor, sosyal medyada dolaşan videosunda, “Günlük namazlar üç vakit olarak kılınabilir” diyor. Bu konuda bizim diyeceğimiz belli de; onu destekleyen, söylediklerini beğenen yorumları görmek insanı daha da şaşırtıyor.
“Yahu kardeşim, neyini beğeniyorsun? Günlük namazı 3’e indirince sana kolay geldi de onun için mi beğeniyorsun?” diyesim geliyor. Beğenenler herhalde onun kafasından.
Geçenlerde bir tanıdığım, başkasından ona gelen bir paylaşımı bana da atmış.
İşlediği haltlar yüzünden günah çıkartmaya kiliseye gelen ayağına ziller takılı kişi ile papaz arasında geçenleri anlatıyor. Günahkâr, ayağına zilleri niçin takmış biliyor musunuz?
Yoldaki karıncalar ve küçük yaratıklar zilin sesini duysun da ezilmekten kurtulsun diye. Fakat işlediği yüz kızartıcı suçları duyup, kirlettiği kadınların-kızların sayısını öğrenince papaz dahi kendini tutamıyor; “Ulan deyyus! Ulan zilli!” diyerek bir küfür savurmaktan kendisini alamıyor.
Hikâyeyi anlatanın bunu nereye bağladığını duyunca daha da şaşıracaksınız.
“Devletin 200-300 milyonunu vurgunla götürmüş ama “Saçımın teli göründü” diye ortalığa düşenlerin ayağı zillidir” demiş. Senaryoyu yazanın ‘zilli’ sınıfına koyduğu başka suçlular da var.
Haksız benzetmeyi yapan kişinin ifadesini aynen buraya almak zorunda kaldığım için başörtülülerden ve eli öpülesi analarımızdan özür diliyorum.
Baştan beri insanoğlunun çeşit çeşit olduğunu boşuna yazmadım.
Başörtülülere çok hakaret edildi, çok zulümler yapıldı. Lâkin bu kadar ağırını hatırlamıyorum. Buradaki benzetmenin benzetilenle alâkası yoktur. Devletten büyük ihaleler almış başörtülü bir hanım olduğunu duymadım. Kaldı ki, başörtülü bir hanım da ticaret yapabilir, iş kurabilir, devlet ihalelerine girebilir.
Bu adi hikâyeyi uyduran ve başörtülülere böyle ağır bir iftirada bulunanların Müslüman olabileceğini düşünemiyorum.
“İnsanların inançları farklıdır” dedik ama bu kadarını da beklemiyorduk. Hıristiyan da olsa, Budist de olsa kişi öncelikle insan olduğunu unutmamalı.
İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy, ‘Çanakkale Şehitlerine’ isimli şiirinde, ülkemizi işgale gelen istilâcıları şöyle tanımlamıştı:
“Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk/Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…/Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!”
Bugün başörtülüler üzerinden inancımıza ve değerlerimize vurmaya çalışanlar acaba o
istilâcıların torunları mıdır?