Belki sadece Kastamonu'da değil; kaç ilde daha yedi tane komşusu olan ilçe vardır?
Devrekâni başta Kastamonu merkez olmak üzere, hepsi de kendi ilinden olan; Taşköprü, Seydiler, Küre, İnebolu, Bozkurt, Çatalzeytin'e komşu. Komşularının tamamı aynı ilden olması, tam manasıyla güvende bir ilçe hissi uyandırmakta.
İstefendiyaroğulları'nın zamanında bu yöreyi geçici olarak “han” olarak kullanmasından dolayı “Devlethanı” denilmiş zaman içinde “Devrekâni'ye dönüşmüş. Şu anda da son hali resmi olarak kayıtlara geçmiştir.
Küre dağlarına sırını dayamış ilçe bir düzlüğün ortasında gibi duruyor. Sanki gürültüsüz bir ortamda kendini dinliyor gibi.
Yolum bir öğle sonlarında düştü buraya. Önce kendime kalacak yer aradım. Daha sonra şehrin sokaklarını dolaştım bir başıma. Binaların konumlarına göz attım. Etraftan gelen sesleri dinledim. Aslına bakarsanız sessizliği dinledim.
Sonra Devrekâni hakkında bildiklerimi geçirdim aklımdan. Ve Arif Nihat Asya'nın “Kızım sen de Fatihler doğuracak yaştasın” mısraı geldi.
Peki, bu mısraın akla gelmesine sebep nedir? Ne olacak Fatih'in annesi Hüma Hatun'un Devrekânili olması. Öyle ya bu ilçe Fatih doğuran bir anneye sahip. O halde her kadın “Bir Fatih de ben doğurabilir miyim” diye hayal kurmaz mı?
A. Nihat Asya her ne kadar Fetih Marşı adlı şiirini bütün kızlar için söylese de her Devrekânili genç kız bir Fatih annesi olma hayali niçin kurmasın.
Devrekâni tarihten süzülen şehir. Geçmişi belli. O geçmiş ona yol gösterir elbette. Bir düzlüğün ortasında seneler öncesinin hatırasını yâd ederken, geleceğe dair hesaplar yapıyor belki de. Yahya Kemal Beyatlı'nın tabiriyle “Kökü mazide olan ati” sözüne çok uyan bir ilçe.
Kadim şehir nerede tam anlayamadım ama yeni Devrekâni biraz ince hesap yapılmadan kurulmuş gibi. İlçe düzenli bir planlamaya sahip değil. Bu ne Devrekâni'n, ne de Devrekânililerin suçu. Mühim bir maziye sahip olan bir ilçenin “Önüne gelenin bina yaptığı” bir yer görünümünde olmaması lazımdı.
İsfendiyaroğulları zamanından beri bilinen, adına “Han” veya “Devlethanı” denilen, çağ açıp, çağ kapayan bir sultanın annesinin dünyaya geldiği bir şehrin; Cumhuriyet Türkiye'sinde hali böyle olmamalıydı. Bu şehir tarihine mütenasip bir şekilde inşa edilmeli, ruhu korunmalıydı. Yoksa bir devrin “rövanşı mı” alınıyordu.
Böyle bir ilçeyi kendi haline bırakmak hiçbir “sistemin” hakkı değil. Şehrine sahip çıkamayan, insanına da sahip çıkamaz. Şehrini koru ki tarihi yaşasın. Tarihini yaşat ki yarına güvenle baksın. Aksi takdirde birkaç hamasi nutukla anılan yerler zümresinden olur ve çok bir işe yaramaz.
Devrekâni'ye sanki komşuları sahip çıkmış. Ülkede hepsi de kendi ilinden olan kaç ilçenin yedi komşusu var?
Caddelerde geziyorum. Şehrin orasında Türk bayraklı bir kule var. Meydan burası der gibi duruyor. Yeni rejimden kalma bir eser. Eski bir yapı ararken üzerinde 1311 tarihli Çarşı Camii çıkıyor. Sonra şehirde olan diğer yapılar.
Çay ocakları ülkenin her yerinde aynı görevi görüyor. Vatandaşın birbirine içini döktüğü muhabbet mekânları. Eczaneler, lokantalar, muhtelif iş yerleri…
Akşam olunca sokak lambaları meydana getirdiği gölgelerle anlam kazanıyor. Yanınızdan iki kişi geçiyor. Sokak lambaları size gölgenizi arkadaş kılıyor.
Uzaklarda bulunan karayolu üzerinden geçen taşıtların farlarıyla buradayım diyor. Gün ağardığında gölgeler kayboluyor.
Devrekâni her gece maziyle ati arasındaki bir muhasebe ile baş başa kalıyor. Her gün sizi dünden uzaklaşırken yarınlara ne kadar yaklaştırdığını kimse bilemiyor.