Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Seyfi GÜNAÇTI


Evlerin Edebi

Evlerin Edebi


Memur maaş zamları belli oldu. Şimdi gündem, emekli maaşlarına yapılacak olan zam miktarı. Bazı televizyon kanalları her gün bu konuyu işliyor. Fiyatların bu kadar hızlı yükseldiği bir dönemde
geçimini maaşa bağlayanlar için yapılacak zam büyük önem taşıyor.
Diyeceğim o ki; herkes zamları konuşurken edep unutuldu.
Sokağa çıkıp 3-5 yüz metre yürüdüğünüzde, edebe aykırı sayacağınız kıyafetteki kızlara rastlamak vaka-yı âdiyeden sayılır oldu.
Bu yetmiyormuş gibi göbeği açık kızları oynatıp sosyal medyada paylaşıyor, toplumda bu yönde bir algı oluşturmaya, vatandaşı buna alıştırmaya çalışıyorlar.
O videolardan birine yorum yapıyorum:
“Bayanın açık göbekle horon halkasına girmesi, horonun saygınlığına gölge düşürdü…”
Birisi cevap veriyor:
-Dayı! Sen hangi devirde yaşıyorsun? O dediğin çok eskilerde kaldı.
Bazıları yorumu yapar yapmaz kaçıp saklanıyor. Yani sayfasını yoruma kapatıyor. Sana cevap verme hakkı tanımıyor. Madem yazdığının doğruluğuna güvenemiyorsun neden yorum yapıyorsun?
Bu öyle yapmamış; sayfası yoruma açık. Ben de bir cevap yazıyorum;
“Edep altın gibidir. Her zaman geçer akçedir; değerini bilene…” 
Buna itiraz gelmedi. Hayli de beğeni aldı.
Şimdi isterseniz edeple ilgili bir alıntı yapalım.
“Yaşlı kadın usulca odasından çıktı. Salondan gelinin sesi geliyordu;
-Oğlum, sofra hazır. Gel de çorbanı soğutmadan ye!..
Yaşlı kadın salonun bir köşesine geçti. Köyden getirttiği minderine oturdu. Torunu seslendi;
-Babaanneciğim!  Gel beraber yiyelim.
Yaşlı kadın manidar bir şekilde iç çektikten sonra;
-Evin erkeği gelmeden akşam sofrasına oturulmaz yavrum. Hele babanız gelsin, beraberce yeriz inşallah.
Gelin, “Aman anneciğim, eskidenmiş onlar. Şimdi acıkan sofrasına oturur. O da gelince yer” dedi. Yaşlı kadın;
-Kızım! Nasıl insanların bir edebi, hayâsı, iffeti varsa; evlerin de edebi ve iffeti vardır, dedi.
Torunu dayanamadı. Alaycı bir sesle,
-Ya, öyle mi babaanne? Neymiş bu evlerin iffeti, anlat da bilelim, dedi.
Kadın anlatmaya başladı. 
-Biz küçükken annelerimizden, önce babalarımızın karşısında edepli oturmayı öğrenirdik. Büyüklerimiz konuşurken, söz verilmedikçe söze girmezdik. Büyüklerimiz odaya girdiğinde hemen toparlanır, kalkıp onlara yer verirdik. Babamız evin yabancısı değildi; elbette oturacak bir yer bulurdu. Fakat babaya yer vermek âdettendi, edeptendi. Babamız sofraya oturmadan asla yemeğe el uzatmazdık.
Torun burada söze girdi;
-Bu kadar baskı karşısında depresyona girmez miydiniz, babaanneciğim?
-Hayır yavrum. Bizim zamanımızda saygı olduğu için sevgi hep bâki kalırdı. Sevgi oldukça da hiç depresyona giren olmazdı. Biliyor musun; ben depresyon kelimesini yeni yeni duymaya başladım. Köyümüzde akıldan noksan birisi vardı. Ona “Deli İbram” derlerdi. Vallahi o bile depresyona girmezdi. Hergün sokaklarda koşar, oynar, acıkınca önüne gelen kapıyı tıklar, “Aba acıktım, aba su ver” derdi. Hiç kimse de onu boş çevirmezdi. 
Şimdi hiçbir şeye saygı kalmadı. Bak; evlere bile saygı yok! Akşam olduğu halde perdeler açık. Evlerin içi görünüyor ama kimse utanmıyor! Biz hava kararmaya başlarken perdeleri çeker, evin ışıklarını ondan sonra yakardık.
Gelin mahcup bir eda ile yerinden kalktı. Perdeleri çekti. “Evin edebi, önce perdesinin çekilip çekilmediğinden belli olur” dedi. 
Bir deyim var; “Bu pilav daha çok su götürür” derler. Bu konu da öyle…