‘Terme 2. Pide, Pirinç ve Balık Festivali’ 18 Aralık Pazar günü Yalı Mahallesi Kumsal Kafe’de Yapıldı. 27 Kasım tarihinde yapılması planlanan şenlik, Pençe- Kilit Operasyonunda Samsunlu şehitlerimizin bulunması sebebiyle ertelenmişti.
Ertelenmesinde, şehitlerimize saygının dışında bir isabetlilik daha oldu. Pazar günü hava çok güzeldi. Gelenler ne sıcaktan bunaldılar ne de soğuktan üşüdüler. Katılım da iyiydi.
Geçen yıl hamsili pilav yarışmasının jüri üyesi olarak bulunduğum festivale bu sene sade vatandaş olarak katıldım. Saat 14.00’te festival alanına girdiğimde program çoktan başlamıştı. Çünkü alanda dolaşırken gördüğüm Karadeniz Yöresi Halk Oyunları Hocası Emrah Kuvvet, “Ben gösterimi sundum, horonumuzu oynadık” demişti.
Protokol çadırına doğru yaklaşırken sunucu, AKP İl Başkanı Avukat Ersan Aksu’yu kürsüye davet ediyordu. Sonra da Belediye Başkanı Ali Kılıç kürsüye geldi ve katılanlara teşekkür etti.
Protokol çadırına göz attım. Kaymakam Metin Maytalman, Cumhuriyet Savcısı Seçkin Şahan ve AKP İl Başkanı Ersan Aksu yerlerini almışlardı. MHP İlçe Başkanını gördüğümü de eklemeliyim. Belediye Başkanı zaten programın ev sahibiydi.
Sonra sergileri gezmeye başladım. Şimdi ona ‘stant’ diyorlar ama ben sergi demeyi tercih ederim. Kırk yıllık Kâni neden Yani olsun? İstanbul’da 1949 yılında hizmete giren tesise, ‘Spor ve Sergi Sarayı’ adını vermişler; ‘Spor ve Stant Sarayı’ dememişler. ‘Stant’ kelimesi başka anlamlar da içeriyor diyorsanız, ben de bilmek isterim.
Yemek yarışmalarının yapılacağı çadıra yöneldim. Jüri üyeleri henüz yerlerini almamışlardı. Geçen yılki jüri üyeleri yerliydi. Şimdi uzman aşçılar getirmişler. O sırada bıyığını yanaklarına kadar uzatmış bir şefe rastladım. Konuşmaya başladık. Bıyığını işaret ederek, “Şimdi bunlar bıyık mı?” dedim. “Evet” anlamında başını salladı. “Fakat bıyığı, ‘ağız kenarlarından taşmayan kıllar’ olarak tanımlıyorlar” dedim. Bir şey demedi, sadece gülümsedi.
Ortam, daha fazla sohbete müsait değildi. Çünkü çalmakta olan davulun sesi, konuşulanları duymaya izin vermiyordu. Aynı şekilde sergileri gezerken de davulun gürültüsünden sergi görevlilerinden bilgi alamadım. Tabii ki davul olmasın diyemeyiz. Ancak onun da yeri ve belli bir çalma süresi olmalı.
Sergi demişken, geçen yıla göre bazı farklılıklar gördüm. Çadırlar kurulmuş, çeşitli konularda sergiler açılmıştı. Bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Geçen seneye yenilikler getirilmiş. Bu festivalin de gelecek festivale olumlu yansımaları olacağını düşünüyorum.
‘İstiridye Mantarı’ ve ‘Çay İkramı’ çadırlarının önünden geçtim. Görevlilerle kısa sohbetimiz oldu. Sonra karşıma Termespor çadırı çıktı. Eski futbolculardan bazıları ve Ali Kondakçı oturuyordu.
Samsun’da birkaç ay önce kurulan SAM-TER’in çadırını ziyaret ettim. Sonra gözüm bir çadırdaki ‘Yöresel ürünler Fuaye Alanı’ yazısına takıldı. Fuaye kelimesini duyuyordum ama Terme’ye kadar geldiğini bilmiyordum. Acaba yerinde mi kullanılmış diye düşündüm.
Şarkıcı Gülşen Şimşek’i de kısa süre dinledim. Sahneye, afişlerdeki kıyafeti ile çıkmamış olmasına sevindim.
Geçen yıl sadece hamsili ekmek ikramı vardı. Bu sene çeşit artmış. Pilav ve pide ikramı da eklenmiş. Hizmetin ayrı çadırlarda sunulması, izdihamı önleme açısından faydalı olmuş. Ben hamsili ekmek ikram bölümüne yöneldim. Bu sefer vatandaş kendi haline bırakılmamış; girişte iki zabıta görevlendirilmiş. Fazla beklemeden hamsili ekmeğe ulaştım. Tabii yanında helva, su ve ıslak havlu da verdiler.
Geçen yıl hamsi ikram edildi, bu sene de hamsi vardı. O kadar insana balık ikram edemeyeceğimize göre, festivalin adındaki hamsiyi neden balık’a çevirdik, anlayamadım.
Saat 16.00’ya gelirken alandan ayrıldım. Bulunduğum süre içinde herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Herkesi memnun etmek mümkün değildir ama festivale gelenlerin memnun ayrıldığını sanıyorum.