Bugün, 1 Eylül 2025 Pazartesi

Seyfi GÜNAÇTI


Göç; insanoğlunun kaderi

Göç; insanoğlunun kaderi


Adem ile Havva'dan beri var olan bir olgu. 
İnsan doğup büyüdüğü yerden, memleketinden niçin göç eder, ya da göç etmeyi ister? 
Yemyeşil çayırlar, berrak akan ırmaklar, dağlarında her türden ağaçlar, ambarlara sığmayan ürünler, ılıman iklim ve kolay ulaşım… Kim bu toprakları terk etmek ister? 
Bir yerin yaşanılır olması için elbette fiziki şartlar yeterli değildir. İnsanlarının da iyi olması, anlayışlı olması, güzel ahlâklı olması gerekir. Atalar bu yüzden demişler, “Ev alma, komşu al” diye. 
Gazetede bir başlık: “Komşunun kötüsü sigara gibi.” (Milliyet, 20.08.2014)
Yoruma gerek var mı? İsterseniz daha iyi anlamak için haberin devamını okuyalım: 
“ABD'de Michigan Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre kötü komşu, en az sigara kadar kalp krizine sebep olabiliyor.”
Demek insanlar sadece geçim sıkıntısı yüzünden doğduğu yerleri terk etmiyor. Kötü komşu, kalp krizine sebep olduğu gibi, niçin göçe sebep sayılmasın? Yıllarca devlet kapısında çalışarak birikimini eve yatıran bir öğretmenin, özene bezene yaptırdığı evinde iki yıl bile kalamadan, sırf kötü komşu yüzünden evini satıp o mahalleden uzaklaşmak zorunda kaldığını bilirim. 
Savaşlar, işgaller, devrimler, terör olayları, cinayetler ve dini olaylar da göçlere neden olmaktadır.  
İnsanlar aile olarak göç ettiği gibi tarih boyunca kavimler ve milletler de göç etmişlerdir. Halen Anadolu toprakları üzerinde yaşıyoruz. Fakat tarih kitaplarında hep, “Türklerin ana yurdu Orta Asya'dır” diye okuyoruz. Yani atalarımız da bir zamanlar, ama ekmek kavgası yüzünden, ama başka sebeplerle göç etmiştir. 
Bu arada peygamberlerin göçlerini de unutmayalım. 
Hz. Musa (AS), Firavun'un zulmünden kurtulmak için inananları Mısır'dan çıkarıp Filistin'e, Kenan diyarına göç etmedi mi? İlk Müslümanlar müşriklerin zulmünden kurtulmak için Habeşistan'a, hem de iki defa göç etmediler mi? Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (SAS), doğup büyüdüğü toprakları terk edip yüzlerce kilometre uzaktaki Medine'ye göç etmedi mi?
Göç aslında insanın yaratılışında var. Bir yazar, “Hayat hicrettir” diyor. İnsanoğlu annesinden doğduğunda dünyaya hicret etmiştir. Şirkten vahdete dönüş de bir hicrettir. Küfürden uzaklaşıp Allah'a sığınmak da bir hicrettir. Kısacası göç, insanoğlunun yaratılışında vardır. Öyleyse göç yadsınamaz ve hatta bazen gereklidir de. 
Sosyoekonomik açıdan ifade etmek gerekirse, yaşadığımız şehir Terme bir zamanlar göç alan yerlerden biriydi. Ülkenin pek çok yöresinden aileler, memleketlerinden ayrılıp Terme'ye göç etmişlerdir. Alucra'dan, Korgan'dan, Fatsa'dan gelenler vardır. Rize'den, Trabzon'dan, Giresun'dan gelenler vardır. Her yerin şivesinin, kültürünün, örf ve adetlerinin farklı olduğunu düşünürseniz bu kadar çeşitliliği her yerde göremezsiniz. 
Yukarıda göçlerin sebeplerinden kısaca söz ettik. Acaba Terme'ye gelenlerin memleketlerini terk etme sebepleri neydi? Buraya gelmekle amaçlarına ulaştılar mı? Geçimlerini sağlamak için hangi alanlarda çalıştılar, neler yaptılar? Bunlara cevap bulmaya çalıştım. Bu çalışmayı bir kitap haline getirmeyi düşünüyorum.
Ben bu çalışmayı 2014 yılında 'Terme Bilgi Pınarı' dergisi için yapmış ve bir dergi yazısından daha fazlasına ulaşınca sonlandırmıştım. İki sene önce tekrar başladım. Niçin tekrar başladım?
Bunda, “Bizi unutmuşsun, listeye almamışsın” diyenlerin rolü olduğu gibi, “Bu kadar bilgi boşa gitmesin. Sen bunu bir kitap yap” diyenlerin rolü daha fazladır.
Yaptığım çalışmadan şikâyetçi değilim. Araştırma sırasında nelerle karşılaştım? Bunlara kitapta yer vermeyi düşünüyorum. Ancak bu çalışmanın hayli yorucu olduğunu belirtmeliyim. Bu yüzden köşe yazılarıma bir süre ara vermeyi dahi düşündüm. Bir gün bu gerekçe ile yazımın yayınlanmadığını görürseniz şaşırmayın. 
Bilgilerin düzenlenmesi ve kitap formatı haline getirilmesi sanırım 2-3 ay daha alacaktır. Baskı aşamasını da eklerseniz, yayın tarihini siz bulabilirsiniz.