Öğretmenlikte kadrolu ilk görev yerim Ordu-Gölköy İmam Hatip Lisesidir.
Okulun öğretime yeni açıldığını 11 Ekim 1976 Pazartesi günü göreve başladığımda öğrendim. Müdürden sonra okulun ilk öğretmeniydim.
Vatani görevimi Çorlu- Ulaş Garnizonunda tamamlamış ve terhis olmuştum. Öğretmenlikteki görev yerim belli oluncaya kadar Ulaş Köyü’nde bir ay daha kaldım. Ankara’da kura çekip görev yerim belli olunca 08 Ekim 1976 Cuma günü öğleden sonra Gölköy’e hareket ettim.
Hayatımda Gölköy’e hiç gitmemiştim. Ordu’nun Perşembe, Fatsa ve Ünye ilçelerini biliyordum. Buralardan çok geçmiştim. Gülyalı ise henüz ilçe olmamıştı. Ankara’daki kurada Sivas-Zara İmam Hatip Lisesi’ni çekmiştim. Gölköy’ü çeken Güneydoğu’lu İbrahim Bey’le becayiş yapana kadar Gölköy’ün adını duyduğumu da hatırlamıyorum.
Ulaş’tan hareket etmiştim ama henüz Gölköy’de bir ev kiralamamıştım. Tamamen de kara balta yola çıkmamıştım. Bölüğümde bulunan Gölköylü er Ahmet Yeşilova’dan, babasının kiralık ev bulma konusunda bana yardımcı olmasını rica etmiştim. Ulaş’tan ayrılmadan beş gün önceki son görüşmemizde askerden sadece “Babama yazdım” cevabını almış ancak “eviniz tutulmuş” cümlesini duyamamıştım.
Ev kiralama konusunda Gölköy’de kimseyi tanımıyordum. Yardım alabileceğim kimse de yoktu. Atandığım okulun telefonunu bilmiyordum. Telefonu var mıydı, o da ayrı bir konu!
Henüz devlet memurluğunu yaşamadığım için kurumlardan nasıl yardım isteneceğini bilmiyordum. O günün şartlarında uzaktaki bir ilçenin herhangi bir kurumunun telefonu nasıl bulunur, onu da bilmiyordum. Bilsem bile, Çorlu’ya şu kadar mesafedeki bir ilçenin bir kurumunun telefonunu düşürmek için telefonun başında kim bilir kaç saat bekleyecektim?
Kısacası bu konuların acemisiydim.
İşte bu şartlar altında 9 Ekim 1976 Cumartesi günü Ordu’da otobüsten indik. Gölköy’e giden minibüslerin durağını bulduk. Hayli beklemeden sonra minibüs hareket etti. Yanımda eşim ve iki ayını henüz doldurmuş olan kızım vardı.
Yolcuların hemen hepsi birbirini tanıyordu ama ben hiç birini tanımıyordum. Onlara göre tek yabancı bizlerdik. Sordukları sorularla bizi de tanıdılar.
Ordu’dan çıktık. Gölköy, güneyde iç bölgedeydi. Bir süre düz gittik. Uzunisa’yı geçtikten sonra rampaya sardık. Ulubey’den sonra da yol kıvrılarak yükselmeye başladı. Bu şekilde devamlı yükselerek bir saat kadar yol aldıktan sonra sırtta kasaba görünümünde bir yerleşim yerine geldik. Adının Gürgentepe olduğunu sonradan öğrendiğim bu yerleşim yeri, belediyelikmiş. Daha sonra ilçe oldu.
Gürgentepe’den itibaren diğer vadi yönünde inişe geçtik. Artık sık ağaçlı ormanların arasından geçiyorduk. Bir bölgeye geldiğimizde minibüsteki yolculardan birisi,
“Buraya ‘Dokuzdolamaç’ derler. Buradan ne zahmetle geçerdik. Yol çok dolambaçlıydı. Şimdi yolu kestirmeden yaptılar da rahat ettik” dedi.
Bu açıklamayı bana mı yaptılar, yoksa kendi aralarında mı konuşuyorlardı, hatırlamıyorum.
Ordu’dan hareket edeli iki saate yakın bir süre geçmişti ama henüz Gölköy’e gelememiştik. Sürekli vadiye doğru inerek nihayet iki saatin sonunda Gölköy’e gelebildik. Geldiğimizde akşam olmuştu. Minibüsten indikten sonra yolculardan bazıları bizi aşağıya doğru götürdüler. Köprüyü geçince ilçe müftüsü ve merkez camisi imamı ile buluştuk. Bizi bekliyorlar mıydı, tesadüfen mi karşılaştık, hatırlamıyorum.
Bizi alıp bir çay ocağına götürdüler. Ben hala rahat değildim. Acaba askerin babası bana kiralık ev bulmuş muydu? Eğer bulursa okul müdürüne ya da müftülüğe haber verecekti. Konuyu oradakilere anlattım. “Bizim bu konudan haberimiz yok. Bize bir şey söyleyen olmadı” dediler. Sonra da “O, kendi halinde birisi” diye eklediler. Bu söz, meseleyi net olarak açıklıyordu.
Nihayet beklediğimiz kamyon geldi. Eşyalarımızı geçici olarak bir ardiyeye yerleştirdik.
Artık Gölköy günlerimiz başlıyordu.