Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Zeki ORDU


GÖZLERİMİN İÇİNE SEVDALU BAKAYİSUN

GÖZLERİMİN İÇİNE SEVDALU BAKAYİSUN


-Şalpazarı yolunda-

Geçen hafta “Bir Seyahatin Dibacesi” başlıklı yazımda Trabzon seyahatim sırasında tanıdıklarım ve bana yardımcı olan kişilere teşekkür bâbında bir yazı yazmıştım. Adı geçen herkese tekrar teşekkür ederim.

Bu seyahatim sırasında gezdiğim ilçeler hakkında ancak bir yazı yazma şansına sahibim. Malum Trabzon’un 18 ilçesi var bu da 18 yazı demek. Diğer yazılarımı ise hazırlamakta olduğum kitap için kullanacağım. Çünkü tam manasıyla bir pehlivan tefrikasına döner.

Yazılarımı ziyaret sırasına göre yapacağım. Böylece her ilçeye günün birinde sıra gelecek.

Ancak ben ne araştırmacı, ne tarihçi, ne coğrafyacı ne de akademisyenim. Yazacağım yazı sadece gözleme dayalı bir yazı olacak ki şehrin bana hissettirdikleri ve kısa sürede gördüklerim olacaktır.  Yani yazılanlar doğru olup, şehrin tamamı olmayacaktır.

Trabzon’da ilk durağımız Şalpazarı oldu. Beşikdüzü’nde konaklayacağım yeri ayarladıktan sonra Ağasar Deresi boyunca yolculuğum devem etti. Bir yanda “Ağasar dereleri” türküsünü dinliyor, bir yandan da güzün kendini yavaş yavaş hissettirdiği bir zamanda daha önce gitmediğim bir şehre doğru yol alıyordum. Tabii bana Ağasar dersi ve tabiat da eşlik ediyordu.

Ekim ayının sonları olmasına rağmen yeşilin üstünlüğü hala devem ediyordu. Bir yanda hedefime yaklaşıyor, bir yanda ırmağın seni duyar gibi oluyordum. Nihayet mavi tabela üzerinde yazılan yazıya göre Şalpazarı’na gelmiştim.

Taşıtımı müsait bir yere park ettikten sonra şehrin bağrına doğru yürüdüm. Küçük ve ferah bir şehirdi. Tertipli bir yapısı vardı ve temizdi. Bazı binaların renkli oluşu ve ana caddenin geniş olması dikkat çekiciydi. Yeşile bürünmüş tepeler şehri muhafaza eder gibiydi.

Boynumda fotoğraf makinesi ve elimde kâğıt kalem şehrin içinde yürürken yabancı değil ama oralı olmadığım her halimden belli oluyordu. Daha doğrusu bana “Sen buralı değilsin” der gibi bakıyorlardı. Bir süre yürüdükten sonra isminin Fehmi Cengiz ve emekli tarih öğretmeni olduğunu söyleyen biri “Benim de fotoğrafımı çek” dedi. Ben de hemen kabul ettim. Mustafa Bey bir anıtın önünde vaziyet alarak bir eliyle de anıtı göstererek poz verdi. Daha sonra öğrendiğime göre Şalpazarı ilçe olunca ilk belediye başkanının oğluymuş.

02. 06. 1968 yılında Şalpazarı Belediyesi kurulmuş. Hüseyin Hasan Cengiz ise Bağımsız Belediye başkanı olmuş. Aynı şahıs 09. 12. 1973 Yerel seçimlerinde Şalpazarı Belediye Başkanı seçilmiş. 07. 12. 1987 yılında da Şalpazarı ilçe olmuş.

Uzun tarihçesini buradan yazmak yer darlığı bakımından mümkün değil. Bazı şeyleri kitaba ayıracağız. Ancak bir zamanla Şalpazarı’nın Görele ilçesi ve eski adı “Büyükliman” olan Vakfıkebir’e de bağlı olduğunu kısaca yazmalıyım.

Şehrin en önemli özelliklerinden biri de türkülere konu olan Ağasar nehridir. Ağasar ismi hakkında muhtelif rivayetler vardır. Keşke bunları buradan yazabilsem. Sadece nereden geldiği değil, hikâyesinin de yazılması lazım ki bu durum yazının hudutlarını zorlar. Halkın bildiği şeyin mühim olduğunu düşünenlerdenim. Madem isme bir hikâye bulmuş ve kabul görmüş bunu sosyologların dikkate alması lazım.

Şehirde vatandaşlara soru sorarak yürürken Şaban Kuru adlı birisinin anlattıkları ise bir hayli ilginçti. Bunları bir yere not ettim. Daha sonra kadim dostum Seyfi Günaçtı sayesinde öğrendiğim Mustafa Yanık Beyle tanıştık. Kurumunda İnsan Kaynakları ve Eğitimi Müdürü olarak vazife yapıyor. Onunla ilçe üzerinde hatırı sayılır sohbet ettik. Yolumuz uzundu ve daha bizi bekleyen 17 ilçe vardı. Mustafa Yanık Bey bizi taşıtımızı park ettiğimiz yere kadar uğurladı. Yol boyu şehri yürürken sohbetimiz devam etti. Kendilerine sohbet ve bilgiler için en kalbi teşekkürlerimi sunarım.

Ve ayrılık vakti geldi. Biz kısa süre içinde başka ilçeleri görmek için yola koyulduğumuzda Ağasar’ın şırıltıları eşliğinde mahzun ve bir o kadar memnun Şalpazarı’nı terk ettik. Tabii gönlümüzün bir tarafını da orada bırakarak.

Ağasar dereleri diye başlayan türküde; “ Ağasar dereleri/ Bulanık akayısun/ gözlerimin içine/ Sevdalı bakayisun” sözlerini düşünerek yolumuza devam ettik.

Derelerinin bulanık aktığı göz ile anlaşılır da; sevdalı bakışlar göz ile nasıl anlaşılır hala anlayamadım. Bilmek için belli ki Ağasar’a yakın olmak lazım…