Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Zeki ORDU


GÖZÜMÜ IŞIT GÖNLÜMÜ ISIT

GÖZÜMÜ IŞIT GÖNLÜMÜ ISIT


    Fi tarihinde bir okulda idareci öğretmen olarak çalışıyordum. Mütevazı bir okuldu. Herkes elinden geleni yapmaya çalışıyordu.
    Okulun büyüklüğü veya küçüklüğü “mevzuat” denilen şeyden muaf olacağı manasına gelmiyordu. Gelen emir ve direktifler ki sandalyesi daha yüksek olan idareciler tarafından yazılı olarak size bildiriliyor, siz de gelen bu yazının icabını yerine getirmeye mükellef oluyordunuz.
    Mevzuyu dağıtmadan; çalıştığım bir müdürümün bir sözünü nakletmeden geçemeyeceğim. Bize derdi ki: “Büyükler her şeyi bilir, hikmetinden sual olunmaz(!)”
    Bu sözü kızdığı için mi yoksa mizah olsun diye mi söylediğini bilemezdik.
    Neyse biz mütevazı okulumuzdan bahsedelim.
    Günlerden bir gün okula bir yazı geldi. Tabii bu “Yazı geldi” ifadesi üzerinde sonra bir ara dururuz. Yazı nasıl gelir değil mi efendim?
    Gelen yazıda “ Hangi ders olursa olsun istisnasız hepsi en az bir proje hazırlayacaktı.”
    İşin içine bir iş daha çıkmıştı. Madem “devletletlüler” istiyor hikmetinden sual olunmazdı. Vardır bir bildikleri.
    Hemen “idareci” vasfımla veya kanuni mecburiyetle vaziyeti öğretmen arkadaşlara duyurdum. Ardından da zamanında bitirilmesi hususunda da bir ikazda bulundum. Emri her alan kişi kendi memnuniyetsizlik ifadeleriyle yanımdan ayrıldı.
    Kendimle Baş başa kalınca, ben nasıl bir proje yapmalıyım diye düşündüm. Öyle ya idareci olarak duyurmak kolaydı. Benim de bir dersim vardı ve ben de bu işin içinde olmalıydım.
    Birkaç gün düşündükten sonra iki tane proje tasarladım. Zaten gelen yazıda “En az bir tane proje hazırlanacak” ifadesi birden fazla da olabilir manası taşıyordu.
    İkinci günün ardından düşündüğüm projeleri kaleme almaya karar verdim. Önce projeler nasıl yazılır onu araştırdım ve çalışmaya başladım.
    Konuyla ilgili yazının teslim edilme tarihinden bir hafta önce işimi bitirdim ve diğer öğretmenlerden gelecek projeleri bekledim. Bu arada derslerimin yanında idarecilik işi de devam ediyordu.
    Projelerimden birinin konusu, bölgemizde bulunan bitki türleri, o bitkilerin ekonomiye katkıları, yine o bitkilerin ilaç ve kimya sanayide kullanılıp kullanılmadığı, adı bilinmeyen bitkilerin biyolojik yapıları idi. Bütün bunların ardından bulunduğumuz yere 200 fidan dikecek bunu yaparken de yerel basın ve “Daha yüksek idarecilerin” katılımını saylamayı kararlaştırmıştık.
    Bu projemizin adı, “Sen de bizim için bak yeşil yeşil” idi.
    İkinci projem ise güneş ışığından faydalanarak ortam ısının yükseltmek ve okula harcanan yakıta katkıda bulunmaktı. Biraz masraflı olmakla birlikte uzun zamanda giderlerin hatırı sayılır azalcağını düşünüyorduk.
    Bu projemizin adı da “Gözümü ışıt, gönlümü ısıt” idi.
    Okulumuz öğretmenleri kendilerine verilen görevleri tamamladı ve projeler ilçeye yollandı. Birkaç gün sonra okulumuzun müdürü ilçeden beni aradı. Selam kelamdan sonra “Fen ile ilgili projeler yazılmamış, ayrıca Türkçe öğretmenlerine de teşekkür ettiler. Bizim okul üç Türkçe projesi yapan tek okulmuş. Bunu derken de “Sen ne biçim fencisin” der gibi ifadeler kullandı.
    Ben de fenden iki proje yapıldığını, Türkçe dâhil diğer derslerden birer tane yapıldığını söyledim.
    Müdür Bey bana olur mu Türkçe projelerinin ismi bile beğenildi. Mesela “Sen de bizim için bak yeşil yeşil çok beğenildi. Ayrıca ‘Gözümü ışıt gönlümü ısıt’ adlı projenin ismi şiir gibi dediler” diye açıklamada bulundular dedi.
    O zaman sandalyesi daha yüksek olan kişilerin ya projeleri okumadıklarını ve isimlerine göre karar verdiler, ya da okusalar bile onların fen ile bağlantılı olduklarını anlamadıklarını düşündüm.
    Müdürüme telefonda “Siz onlara söyleyin teşekkürü fenciler etsinler” dedim. Umarım müdürüm dahil bunun ne demek olduğunu anlamışlardır. Ah o yüksek sandalyeliler…